Denizcilik sektöründe gerçekleştirilecek olan tüm faaliyetler belirli kurallara bağlanarak düzenlenmesi ve denetim altında tutulması can, mal ve çevre güvenliği için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu kuralların işlemesi eğitim temeline ve meslek gerçeklerini pozitif gözle görme olayına bağlıdır. Aksi takdirde kurallar koymak gereksizdir. Uluslararası Denizcilik Konvansiyonları sayesinde, çeşitli kuralların ortaya çıktığı ve bu kuralların üye ülkeler tarafından ciddiye alınıp hükme bağlandığı çeşitli denizcilik sözleşmeleri bu gün dünyanın her yerinde uygulanmaktadır.
Ancak ne kadar önemli, ne kadar faydalı olursa olsun, bu kurallar ilgililer tarafından bilinmedikçe, hele ki bilinse bile uygulamaya sokulmadıkça hiçbir anlam taşımaz. “Kısaca kılıç Sezar’ın elindeyse hak da söz de Sezar’ındır kafası” ile hareket edilirse bir gün bir Brütüs çıkar her şeyi Sezar’ın elinden alır. O zaman sen de mi Brütüs demek anlamsızdır.
Bütün denizcilik faaliyetleri uluslararası özelliği olması nedeniyle tüm dünya ülkelerini ilgilendiren ortak bir konudur. Bundan hareket ederek denizcilik faaliyetleri tüm ülkelerin aynı derecede özen göstermesi gereken değişmez kurallardır. Bu önemli gereklilik Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO’nun kurulmasına neden olmuştur. Bu örgütün çatısı altında denizcilik faaliyetlerine yönelik çalışmalar yapılmış ve neticede Uluslararası Denizcilik Sözleşmeleri çıkmıştır. Bu sözleşmeler hem taraf ülkeleri arasında akit niteliği taşımada hem de denizciliğin bütün aktivitelerinde belirli standartlar kazandırmayı amaçlamaktadır.
Denizcilik mesleği matematiktir, hukuktur, navigasyondur, bilgisayardır, akışkanlar mekaniğidir, haberleşmedir. Ama her şeyden önce usta- çırak ilişkisidir. Ustaların mesleğin hakkını vererek usta olması kaçınılmaz olgular içindedir. Usta demişken, yukarıda sıraladığım bilim dallarının hepsine vakıf olabilir ama gerçek usta mesleğine, mezun olduğu okula ve meslektaşlarına saygı duyan ve bu saygı manzumesini çıraklarına öğretendir. Denizcilik her şeyden önce disiplin mesleğidir.
IMO’ya taraf olun, bütün konferanslarına katılan, çalışma gruplarında temsilciler bulundurun gerçeklerden kaçınılırsa hepsi havada kalır.
2008 senesinin mayıs ayında Marmara Adası’nda münhal bulunan kılavuzluk işine denizcilik müsteşarlığından izin alarak başladım. Ada’nın kılavuzluk ve römorkörcülük konusunda bir liman yönetmeliği yoktu. 1997 senesinde bir bakanlık makam oluru ile liman talimatnamesi hazırlanmıştı. Talimatın 4. bölüm, madde 16’da limandaki iskele, rıhtım, tesis ve iş yerine yanaşacak veya buradan ayrılacak 1000 grt. ve daha büyük T.C. gemileri ile 150 GRT üzerindeki yabancı gemiler kılavuz kaptan almak zorundadır. Madde 18’de ise 2 bin- 5 bin grt. gemiler 16 ton çekme kuvvetinde bir römorkör, 5 bin -15 bin grt. gemiler 18 ton çekme kuvvetinde iki römorkör almak zorundadır denilmektedir. Bütün iyi niyetimle işe başladım. Bir müddet sonra Ersin Yirmibeşoğlu Kaptan’da işe katıldı. Mükemmel bir servis başladı. Gelen giden gemiler son derece memnun, “sizleri Allah yolladı’ diyorlar. Sadece liman işletmesi memnun değil; bunlar nereden çıktı diyorlar. Sekiz ay sonra Marin Römorkör Firması 27 ton çekme gücünde bir römorkör ve bir palamar yolladı. Kılavuz yetmiyormuş gibi bir de römorkör. Sıkıntı daha da arttı, römorkörü çalıştıramıyoruz. Bütün evrakları tamam, personeli tamam, talimatnamede römorkör mecburiyeti var ama liman müsaade etmiyor. Ankara’dan yardım istedik, arkadaşlar sağ olsun geldiler. Liman yetkililerinin hazırladığı balık sofrasında balıklarını yediler. Tabii ki biz o sofrada yoktuk. Nerede olduğumuz merak bile edilmedi. Beyefendileri son anda geldikleri motora binerken yakaladık. İş yapamıyoruz, engelleniyoruz, talimat namede olmasına rağmen römorkörü çalıştıramıyoruz. Liman, sahibine ait ama limanın rıhtımının bittiği yerde kamu görevi başlar. Kamu görevi engelleniyor dedik. Hiçbir mütalaa yok, sonra öğrendik ki liman işletmesine siz de kılavuz bulun, kılavuzluk yapın tavizini vermişler. Kılavuzu da buldular, neyse ki arkadaş malum camiadan değildi. Mertçe “ kılavuzun olduğu yerde ikinci bir kılavuzluk olmaz” demiş ve gereken nasihatleri kendilerine vermiş. Böylece bir kaostan kurtulduk. Römorkör dört ay bekledi, sonra hizmete soktuk. Nasıl hizmete soktuğumuzu burada açıklamak istemiyorum; yalnız bir evin yandığını düşünün, itfaiye gelmiş hortumlarlı hazır, eve sahibi tamam yangını söndüreceksiniz de bana kaç kuruş vereceksiniz diyor.
Bu bunalım günlerinde bana sahip çıkan kimlerdi bilir misiniz? Ada’ya düzenli sefer yapan yabancı bayraklı liner gemilerin kaptanları. İstersen armatörlerimize bildirelim adınızla bu kılavuzları istiyoruz diye bakanlığa yazı yazsınlar dediler. Ne günler gördük ve görmeye devam edeceğiz.
2007 senesinde NOVOROSSİSK Limanı’nda ziyaretime gelen o dönem PSC’nin başı bu gün Rusya Karadeniz Limanları sorumlusu Arnod Karakaşyan ile sohbet ediyoruz. Shaskaris tanker terminaline 2010 senesinde konvansiyonel olarak başlayacak olan tankerlerin çift cidar ( double skin ) mecburiyetini Rusya olarak 2008 senesinin temmuz ayına çekmek istiyoruz, bunun için başta INTERTANKO, Greenpeace gibi örgütler olmak üzere birçok kuruluşa başvurduk diyor ve hararetli hararetli anlatıyor. Sözlerini bitirdikten sonra, aceleniz ne niye iki sene daha beklemiyorsunuz? Diyorum. Aldığım cevap çok enteresan: Benim ailem, çocuklarım, yakınlarım bu ülkede yaşıyor. Onların emniyetini ne kadar öne alırsak evimde o kadar rahat uyurum. Kaptan Karakaşyan’ın dedeleri Trabzon’dan gelmiş, kendileri Ermeni kökenli. Ama Rusya’yı Rus olmadıkları halde vatan bilmişler ve her şeylerini vatanları için ortaya koyuyorlar. 2005 senesinde ehliyetleri mahkeme tarafından iptal edilen kılavuz kaptanlar iskeleleri yıktılar, gemileri karaya oturttular kimseden ses çıkmadı. Bir rantiyecinin menfaati için herkes sus pus.. Aklıma şu geliyor, biz Arnod Karakaşyan kadar niçin ülkemize sahip çıkamıyoruz? Yukarıda yazdığım ve taraf olduğumuz kurallar kime çalışıyor? Sonra daha acısını düşünüyorum, bizim dedelerimiz Çin Seddi’nin dibinden, bozkırlardan bu topraklara gelmişler. Biz şu anda yaşadığımız topraklarda geçici miyiz? Tekrar geldiğimiz yerlere mi döneceğiz?
Bu endişelerim son günlerde iyice arttı. Sitede yazıma gelen bir yorumda Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği topluca istifa etti bilgisi veriliyor. Dernekte çalışan tanıdığım arkadaşlara ulaşamadım. Tesadüfen karşılaştığım kılavuz kaptan bir arkadaşın anlattıkları hayrete düşmemin de ilerisinde. Bir tiyatro oynanıyor, sahne aydınlık, oyuncular bütün marifetlerini gösteriyorlar. Sahnede tekerlek yeniden icat ediliyor. Balık tutanlar ağaçlara çıkmış oltalarını atmış balık tutmaya çalışıyorlar. Seyirciler karanlık salonda çekirdek yiyerek bu tiyatroyu seyrediyorlar. Sadece anladığım kadarıyla 5-6 onurlu kişi bu oyunu seyretmiyor ve çekip gidiyor. Bunlar Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin yönetim kurulu.
Yazının başında denizcilik bir kurallar rejimidir dedik. Bu kurallar çeşitli kuruluşlar tarafından sınırlandırılmış, işin ana gerçeği can ve mal güvenliği, çevrenin korunmasıdır. VTS çalışanları bana gücenmesinler, onlar için hiç olumsuz bir düşüncem yok, yalnız işe alınırken biz hem VTS operatörü, canımız istediği zaman kılavuz kaptan olarak görev yapacağız diye bir akit zannediyorum imzalamadılar. Haa, şartları uygun olan VTS ‘i bırakır gelir kılavuz olur. Buna kimse itiraz etmez. Ayrıca bu mesleği kimsenin ayaklar altına almaya hakkı yok. Römorkör kaptanı römorköründe görev yapar, kılavuz kaptan işinin gereğini yerine getirir. Tekerlek milattan önce icat edilmiştir ve yuvarlaktır. Balık da karada iseniz rıhtımda tutulur, ağaca çıkarak değil. Bu meslek dünya üstünde el üzerinde tutulurken, dünyadaki denizcilikle ilgili bütün konuların içine girmiş, anlaşmalara imza atmış bir ülke olarak yazımın başında açıkladığım idareciler ya bu anlaşmaların maiyetini bilmiyorlar veya umursamıyorlar. Sezar’ın elindeki kılıç misali… Bu arada herkes bir şeyler koparma uğraşında. Dernekten istifa etmiş bir insan niye derneğin kapısından ayrılmaz? Ayrıca derneğe niçin yüklü bir bağış yapıp ortak bir dernek binası alır? Sebep açık, çıkmaz ya ya çıkarsa yönetmelik, kanun gibi hukuki görüşlerde dernek yanımızda olsun. Bence kendi camiaları için değil de rantiyeciyi kollamak için yapılan bir hareket. Zaten vurdum bayıra Allah kayıra. Ben hiçbir ülkede petrol rafinelerinin, tersanelerin, özel limanların kılavuz kaptan çalıştırdığını görmedim, bilmiyorum.
Varsın rantiyecilerde pastadan pay alsın ne çıkar. Nasıl olsa meslek etikleri, ülke menfaatleri en son düşünülen olgular. Bu arada Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Yönetim Kurulu istifa etti diye ellerin ovuşturanları görüyor gibiyim. Arkadaşlar dikkatli olun, bir sabah uyandığınızda derneğinizin bir şirkete peşkeş çekildiğini görebilirsiniz. “Karar sizlerin”.
Son olarak yakın çevremden eleştiri alıyorum. Niçin bir adım öne çıkıyorsun? Niçin mücadele ediyorsun? Üç – dört ay denizde gez, git Foça’da keyfine bak. Ben 68 kuşağıyım. 68’lilerin kim olduğunu bilenler bilmeyenlere anlatsın. Aldığım bir terbiye, inandığım bir felsefe var. “ Mazlumun yanında zalimin karşısında ol”. Bu gün mesleği savunanlara yapılan yanlışları eğilmeden, bükülmeden, satılmadan ortaya koyanlara “ sen mesleğe zarar veriyorsun, çek git aramızdan “ diyorlar. Aslında benim onların arasında olmadığımı bile göremiyorlar.