Son on yılda Türk armatörlerinin yabancı bayrakları tercih etmeleri nedeniyle Türk Deniz Ticaret filosu tonaj erimesine uğramış ve filomuz 2000 yılında 15,5 milyon DWT iken 2010 yılında 6,5 milyon DWT’a düşmüştür.
Bunun anlamı artık ihracat ve ithalat yüklerimizin tamamına yakını yabancı bayraklı gemilerle taşındığından milyarlarca dolar navlun yabancı bayraklı gemilere ödendiği gibi Türk gemi adamları yabancı bayrak altında çalışarak tamamıyla sosyal güvencelerden yoksun bir maceraya atılmaktadırlar.
Türk armatörlerinin yabancı bayrakları tercih etmelerinin birçok nedenleri vardır. Her şeyden önce Türk devletinden kurtularak vergi, SSK primleri vb. giderleri ödemeyerek; örneğin 10.000 grt.’lik bir gemide her ay ödemesi gereken yaklaşık 2000 ABD doları armatöre kalmaktadır. Az para değil, yılda yaklaşık 24,000 dolar eder ki bu da on gemisi olan bir armatöre yılda 240.000 dolar gibi bir gelir sağlar. Hele şimdi navlun krizi olan bir dönemde bu paranın hiç de yabana atılacak bir meblağ olmadığını kabul etmek zorundayız. Bırakın navlun krizini, navlunun çok iyi olduğu zamanlarda bile bu para hiç de göz ardı edilecek bir para değildir. Ancak ne var ki Türk armatörleri yabancı bayrağı tercih ederken bu parayı hiç zikretmemektedirler. Onlar daha çok Türk bayrağı çeken gemilerin İMO ve MoU sörveyörler tarafından Türk gemilerinin uzun yıllar çok tehlikeli bölgede bulunmaları nedeniyle çok sık kontrole tabi tutulmalarından kurtulmak için yabancı bayrağa geçmek zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar. Hatta İMEAK DTO başkanı Sayın Metin Kalkavan’ın Türk gemilerini artık 2009 yılından itibaren beyaz bölgede olmalarına karşın Türk bayrağı çekmenin “enayilik” olduğunu beyan etmekten çekinmediğini görmekteyiz. Denizcilik Müsteşarlığı’nın son yıllarda yapmış olduğu olumlu atılımlar nedeniyle yabancı limanlarda Türk gemilerine yapılan denetlemelerden olumlu sonuçlar alındığından Türk gemileri en sonunda 2009 yılında beyaz bölgeye geçmeyi başarmış olmasına karşın Türk armatörleri gene de Türk bayrağına gemilerini geçirmemişlerdir.
Görünen o dur ki günümüzde Türk armatörlerinin daha uzun yıllar Türk bayrağını dalgalandırmaları beklenmemektedir. Sonunda bunun bir para sorunu olduğunu Müsteşarlık da kabul ederek yatların Türk bayrağı çekmeleri için harçları neredeyse sıfırladığından yaklaşık iki bin yat Türk bayrağına geçmiştir. Tabii asıl marifet Türk bayrağına geçen yatların bayrağımızı çekmelerine devam etmelerini sağlamaktır. Benim düşüncelerime göre Türk bayrağını çekince gemiler, tekneler küçük memurların uygulamak istediği formalitelerden bıktıklarından yabancı bayrağı tercih etmektedirler. Diğer bir düşünce de şimdi indirilen harçlar, rüsumlar Türk bayrağını çektikten sonra yeniden yükseleceğidir. Son bir tartışma bunu kanıtlar gibi görünmektedir. Yakıttan ÖTV’nin kaldırıldığını zannederken bir de bakıyoruz ki daha sonra Maliye armatörden aldığı yakıtın ÖTV’sini ve hatta biriken faizini cezalarıyla birlikte istemektedir. İnanılır gibi değil ama bu bir gerçek, bakalım nasıl halledilecek? Bu örnek bize gemi sahiplerinin Türk hükümetlerine güvenmemekte haklı olduğunu göstermektedir. 2009 yılında beyaz bölgeye geçen Türk gemilerinin tekrar gri bölgeye ve hatta tehlikeli bölgeye düşmemesi için başta Müsteşarlık olmak üzere Türk PSC’lerine, eğitim kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir. 2009 yılında beyaz bölgeye geçerken 43 Türk gemisi PSC tarafından kontrol edildiğinde gemilerimiz çoğunlukla hiç olmayacak konularda kusurlu bulunmuş (deficiencies) ve iş yapmalarına izin verilmemiştir (detained). Gemi sahiplerinin ve alıkonulan geminin personelinin böyle tutulmalar karşısında gemi sahiplerinin/işletmecilerinin her şeylerinin tamam olduğunu, Türk gemilerinin kasten tutulduğunu beyan etmelerine karşın bu satırların yazarları maalesef gemi sahipleri ve personeli ile ayni fikirde olamamıştır. Çünkü bulunan eksikler o kadar enayi kusurlar olarak ortaya çıkmıştır ki bu kusurlarla bir geminin sefer çıkması olanaksız olarak görülmüştür. Örneğin can kurtarma araçlarında, yangın tulumbalarının çalıştırılmasında, haritaların, seyir araç ve gereçlerindeki eksiklikler bize pek mantıklı görülmemişlerdir. Benim kanıma göre personel yeterli gemicilik eğitimi almadıklarından ya da stajı görmediklerinden ve İngilizce artı meslek İngilizcesi bilmediklerinden sörveyörlerin ne dediğini anlamadığından olumlu yanıtlar veremeyince sörveyör bunu kusur ya da eksik olarak not etmiştir. Gemi personeli yeterli İngilizce artı meslek İngilizcesi bilebilmesi için okuduğu sivil denizcilik okulunda bu eğitim almış olması gerekmektedir. Ayrıca gemilerimizde çalışan pratikten yetişme gemi zabitleri olduğundan bunları ne kadar İngilizce bildikleri tarafımdan bilinmemektedir(aslında biliniyor da kibarlık olsun diye böyle yazdım). Durum böyle olunca ticaret gemilerimizde çalışan zabitlerin hangi kaynaklardan geldiğine bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum.
Şöyle ki:
- Denizcilik fakültelerinden ya da dört yıllık denizcilik yüksek okullarından mezun olanlar,
- Deniz Harp Okulu ya da Deniz Astsubay Okulu mezun ya da emeklilerinden,
- İki yıllık Meslek yüksek okullarından ya da Deniz meslek lisesi mezunlarından,
- Su ürünleri okulları mezunlarından,
- Meslek liseleri motor bölümü mezunlarından,
- Pratikten yetişenlerden ve belki de benim bilmediği daha birçok okul mezunlarına ehliyetler verilerek ticaret gemilerimizde çalışmaktadırlar.
Bilmiyorum başka meslek var mıdır ki bu kadar çeşitli kaynaklardan gelen insanlar bir arada bir gemide okyanuslarda seyretme gibi çok zor bir iş’te çalışsınlar. Biz burada zaman zaman ticaret gemilerinde çalışacakların eğitimleri şöyle olsun, böyle olsun derken suyu bardakta görmüş insanlarımızın bile ticaret gemilerinde çalışma olanağını elde ettiklerini esefle görmekteyiz. Fakülteler YÖK kurallarını, meslek liseleri Milli Eğitim Bakanlığı kurallarını uygularken işe bir de Denizcilik Müsteşarlığı’nın istekleri girince iş zaman zaman içinden çıkılmaz görünümler gösterirken diğerlerinin nasıl yetiştiklerini düşünmek bile istemiyorum. MYO’ların (Meslek Yüksek Okulu) nasıl bir okul olduklarını kimin denetlediğini, YÖK tarafından kabul edilip edilmediğini bilmiyorum. Ticaret gemilerinde çalışanlara ticaret gemilerinde çalışma koşullarının eğitimlerinin verilebilmesi için ticaret gemilerinde çalışarak yetişmiş öğretim elemanlarının bu bilgileri öğrencilere vermesi kaçınılmazdır. Ancak şurası da bir gerçektir ki her denizde çalışandan öğretim elamanı olmaz. En başta hiç kuşku yok ki denizde çalışandan öğretim elemanı olabilmesi için adayın temiz, sağlam karakterli olmasının ve çok iyi meslek bilgisi yanında çok iyi İngilizce artı meslek İngilizcesi bilmesi şarttır. Ayrıca uzak yol ehliyetini aldıktan sonra uzun yıllar denizde çalışması, dergilerde bilimsel makaleler ve kitaplar yayınlaması onun fakültelerde öğretim üyesi olarak çalışabilmesi için aranmalıdır. Hatta bir de sınavdan geçirilmeli ve sınavsa başarılı olanlara “Deniz Profesörü” ünvanı ile birlikte ücreti de verilmelidir. Öğretim elemanı bulmak sıkıntısı da böylece ortadan kaldırılmış olabilir. Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmanın başka bir yolu da yoktur. Sayın Profesör Osman Kâmil Sağ Beyin Deniz Ticaret dergisini Ağustos 2009 yılında yayınlanan “Gemiadamı Kökenli Eğitimci İhtiyacı ve Çözüm Önerileri” başlıklı makalesinde hangi okulda ne kadar meslek kökenli öğretim üyeleri bulunduğu hakkında aşağıdaki bilgileri vermektedir:
Meslek kökenli öğretim üyesi
- İTÜ Denizcilik Fakültesi 24
- İzmir 9 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesinde 9
- Karadeniz T.Ü. Denizcilik Fakültesi 7
- Piri Reis Üniversitesi + TÜDEV Dnz. Y.O 26
- Rize Üniversitesi -
- Yıldız Teknik Üniversitesi 1
- Yakın Doğu Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi 15
- Kocaeli Üniversitesi Barbaros Dnz. Y. O. -
- Zonguldak Karaelmas Üniversitesi -
- İTÜ Meslek Yüksek Okulu(kısmi zamanlı) 6
-Yalova Üniversitesi, Yalova MY.O. 3
- Kocaeli Üniversitesi Karamürsel M.Y.O. 6
- Galatasaray Üniversitesi, M.Y.O. (kısmi zamanlı) 4
- Mersin Üniversitesi Dnz. T. M. Y.O. ?
- Çanakkale 18 Mart Üniversitesi. ?
- Bahçeşehir Üniversitesi M.Y.O. ?
-Yakındoğu Üniversitesi Dnz. M.Y.O ?
Yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere fakülte ve yüksek okul düzeyinde buluna sivil denizcilik okullarının çoğunda yeterli deniz kökenli öğretim elemanı bulunmamakta ya da durumu bilinmemektedir. Ayrıca yukarıdaki okullarda okuyan öğrenci sayısını da göz önüne alacak olursak tablonun daha da yetersiz olabileceği görülebilir. Diğer taraftan ticaret gemilerine zabit yetiştiren meslek liseleri vb okullarda ( ki sanırım adedi elliden fazladır) durumun ne olduğunun takdirini siz sayın okuyanlarıma bırakıyorum. Sayın Sağ’ın vermiş olduğu bilgiler arasında M.Y.O (Meslek Yüksek Okulları) na dikkatinizi çekmek isterim. İki yıllık olan bu okullar üniversiteye giremeyen lise mezunlarına bir meslek edindirmek için açılmış okullar olup kimin denetlediğini bilmiyorum. Giriş sınavı yok, araç gereç yok, öğretim elemanı yok gibi ama deniz meslek liselerinin ehliyetini veriyor. Şimdi ise Deniz Ulaştırması Genel Müdürü Özkan Poyraz bu okulları bitirenlere uzakyol vardiya zabiti ehliyeti vermeyi düşündüklerini açıklıyor. Al sana bir kaos daha. Şimdi bin akıllı kuyuya atılan taşı çıkarmak için uğraşacaklar. Biz Beyaz Bölgede sürekli kalmak için eğitimi kaliteleştirelim diyoruz onlar, Denizcilik Müsteşarlığı alaşağı ediyor. Hem de İTÜ Denizcilik Fakültesi mezunu bir doktor tarafından bu çok değerli proje (1) açıklanıyor. Demek ki Brütüsler her zaman toplumda bulunabiliyor.
İTÜ Denizcilik Fakültesi güverte ve makine bölümleri gemide çalışacakları mühendis olarak mezun ederken, o fakülteden mezun bir doktor kaptan ne olduğu belli olmayan bir okuldan mezun olanlara ayni ehliyetleri vermeye kalkması olacak iş mi, Tarih tekerrür ediyor galiba. Ticaret gemilerine zabit yetiştiren okullarımızın durumları yukarıda anlatılmaya çalışılırken diğer yandan ticaret gemilerine katılan asker kökenli zabitlerin ticaret gemilerine uyumlarının nasıl olacağını düşünmek zorundayız. Ayrıca pratikten yetişen zabitlerin zamanımızda ticaret gemilerinden ne kadar yararlı olacağını düşünmenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Ülkemizde bulunan meslek gruplarında, örneğin hukuk, tıp, ziraat ya da orman vb mesleklerde böyle çeşitli kaynaklardan gelerek o mesleğin tüm hak ve hukukuna sahip olan denizcilikten başka meslek var mıdır sorusuna yanıt vermek mümkün değildir. Yanıt vermek mümkün olsaydı; mübaşirin yargıç ya da savcı, sağlık memurunun ya da hemşirenin doktor, tarla ya da orman işçilerinin de ziraat ya da orman mühendisleri olmaları mümkün olabilirdi. Tabii ki böyle bir şey ülkemizde mümkün değildir. Bu mesleklerde mümkün olmayanlar denizcilikte yıllardan beri mümkün olmuş ve hâlâ da devam etmektedir. Son on yılda, yani Türk Deniz Ticaret filosunun çökmeye başladığı son yıllarda, dünya denizlerinde ticaret gemilerini çalıştırmak IMO ve MoU kararlarıyla son derece güçleştiğinden Türk gemilerine yabancı limanlarda yapılan kontrollar sonunda Türk gemileri çok tehlikeli gemiler olarak bulunmuşlar ve buna göre denetlenmeye başlanmışlardır. Yıllar geçtikçe, aklımız başımıza geldikçe başta devlet yetkilileri olmak üzere, armatörler, okullar, sivil toplum kuruluşları bu vahim durumu ortadan kaldırmak için çalışmalar yapmışlar ve sonunda 2008 yılında yapılan denetimler sonunda Türk Ticaret gemileri gri bölgeden beyaz bölgeye 2009 yılında geçmişlerdir. Yani bu yazıyı yazdığımız tarihte Türk gemileri beyaz bölgede yani güvenli gemiler olarak görülmektedirler.
2008 yılında yapılan PSC denetimlerinde yanılmıyorsam 43 Türk bayraklı gemide bulunan eksiklikler (deficiencies) şaşırtıcı derecede o gemilerin gemi olmadığını gösteriyordu. Bu eksiklikler dergilerde, internet sitelerinde zamanında yayınlanmıştır. Böyle eksikliklere sahip olan gemilerin nasıl sefere çıktığını düşünürken, bu satırların yazarı o gemilerde böyle eksikliklerin olmadığı düşüncesindedir. Yabancı limanlarda gemileri denetlemeye gelen PSC Sörveyörleri ile konuşan gemi zabitlerinin yeterli İngilizce artı meslek İngilizcesi bilmediğinden sörveyörlerin Türk Bayraklı gemilerde eksiklikler olduğu kanaatine varmasına neden olmuşlardır. Daha açık bir anlatımla gemi zabitlerimiz yeterli derecede İngilizce artı meslek İngilizcesi bilmediğinden gemiye gelen kontrolör ya da iş sahipleri ile konuşamadıkları iddiam hala devam etmektedir.
Sayın Sağ’ın yukarda verdiğim araştırmasında bazı okullarda öğrencilerin değil İngilizce artı meslek İngilizcesi hatta mesleğini bile tam öğrenme şansı olmadığını üzülerek görmekteyiz. Daha başka bir deyişle Tarzanca ile ticaret gemisi çalıştırmanın mümkün olmadığını açıkça belli olmaktadır. Durum böyle olunca iş yapmaktan alıkonulan (detained) gemilerde bulunan zabitlerin hangi okullardan mezun olduğunu bilirsek yani diplomalar açıklanırsa bu olgunun o ve benzer okullarda nasıl bir eğitim yapılması konusunda bizlere ışık tutacağına inanıyorum. Diploma açıklanırken gemi adı A,B… gemisi ve zabitler için de isim zikretmeden kaptan, 2. kaptan ve benzer görevler söylenerek gemiye ve çalışana bir zarar vermeden konuya yaklaşmak olanağını bulabiliriz. Devekuşu gibi kafamızı kuma sokarak sorunları halletmemiz mümkün değildir. Artık Denizcilik Müsteşarlığı’nda bir Eğitim Genel Müdürlüğü kurarak ülkemizin tüm denizcilik okullarında Tevhid-i Tedrisatı(Eğitimde Birlik) sağlamanın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Diplomaların açıklanması konusunun takip edilmesi için İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Derneği ve Türk Uzakyol Gemi Kaptanları Derneği’ni göreve davet ediyorum.