Başlıktaki söz, dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı/Sekreteri Lord Palmerston’un 1838 Baltalimanı İkili Ticaret Anlaşmasından sonra söylemiş olduğu deyiştir. “Şahı eser” anlamındadır.
Sevgili okurlarım bilecekler; Osmanlının yapmış olduğu ilk ikili ticaret anlaşması bugünkü İstanbul Üniversitesi Sosyal tesislerinin içinde bulunduğu Baltalimanı köşkünde İngiltere ile imzalanmış ikili ticaret anlaşmasıdır. Anlaşmanın tarafları Osmanlı İmparatorluğu adına Mustafa Reşit Paşa, İngiltere adına da Lord Palmerston’dur.
Başlıktaki sözü Lord Palmerston anlaşma imzalandıktan hemen sonra söylemiştir.
Hiç kuşku yok ki “keyiften” olsa gerek!
Peki, Lord Palmerston neden bu sözü keyifle söylemiştir?
Bunun ilk ve doğrudan yanıtı, kuşkusuz, Osmanlının kapitülasyonlara karşı uyanışını son dönemin popüler sözcüğüyle “havuç göstererek” en azından geciktirmektir…
Osmanlı tarihinde kapitülasyonlara yönelik ilk ciddî karşı tavır 1713’te sadrazam olan Alî Paşa tarafından alındı. Alî Paşa, kapitüler imtiyazların Osmanlı padişahlarınca tek yanlı verildiğini, bu yüzden de hukukî alt yapısının son derece zayıf olduğunu gördü. Zira tahta geçen bir padişahın bu imtiyazları vermek istememesi durumunda, Avrupalı devletlerin elinde teamüllerin dışında tutunabilecekleri her hangi bir hukukî dayanak yoktu.
Alî Paşanın bu konuya dikkat çekmiş olması, Fransız elçisinin uyanmasına neden oldu. Bu elçinin, “Bu adam (Alî Paşa) iki üç yıl daha kalsaydı belki de kapitülasyonları kaybedecektik. Kapitülasyonların hukuksal temeli o denli zayıftır ki bunların devamı için boyuna uğraşmak gerekir. Benim amacım, kapitülasyonların yenilenmesi ve pekiştirilmesidir” şeklindeki sözleri, bu hukukî altyapı zayıflığının yanıtıydı.
Sadrazam Alî Paşa, kapitülasyonların zararlarını fark etmişti. Sermaye, bilgi, ticaret yönünden ve yetişmiş eleman bakımından Osmanlı’nın çok güçsüz olduğunu bilmekteydi. Osmanlının bağımsız bir ekonomi politikası oluşturması önünde önemli engel oluşturan kapitülasyonların yeniden düzenlenmesini de bu nedenle istemekteydi.
Alî Paşa Petervaradin savaşında öldü. Sonrasında “kapitülasyonları pekiştirme” girişimleri, 1740 yılında Fransa’ya daha geniş imtiyazların verilmesiyle sonuçlandı. Fransızlara tanınan bu ayrıcalıklar daha sonra İngiltere, Hollanda, İspanya, Rusya, Avusturya, İsveç ve Polonya’ya da tanındı. Bu ülkelere 1830 da ABD ve 1834 de Portekiz eklendi.
1740 Kapitülasyonlarıyla tek taraflı verilen imtiyazlar uyanışı durdurmak için sonradan ikili (karşılıklı) ticaret anlaşmalarına dönüştü.
Düşününüz; Baltalimanı Anlaşmasının yapıldığı yıl ve yakın sonrası, buharlı gemilerin yaygınlaştığı, tarifeli taşımacılığın oturduğu, Yeni Dünya’nın yapılandırıldığı bir dönemdir. Bu yıllarda hem gemilerde hız ve boyut büyümesine yeşil ışık yakan, hem işletmeler arası rekabeti körükleyen, hem de deniz servetinin güçlenmesine katkı sağlayan “mavi kurdele” denizcilik işletmelerinin yaşamına girmiştir.
Lord’un ikili ticaret anlaşmasını Osmanlıya kabul ettirmesi de bu bağlamda anlamlıdır…
İkili ticaret anlaşması kapitülasyonların sürgit yapılabilmesi açısından geliştirilmiş bir hukuki enstrümandı. İşe de yaradı.
Toplum önce “Avrupa malını” başına taç etti.
İngiltere’den alınan ilk buğ gemimiz “Sürat” için Dersaadetlinin, ”marifetli çarh gemisi, İngiliz’den gelir iyisi” diye türkü yakabilmiş olması başka ne anlama gelir ki?
Sonra “yerli malı” haftasını unuttu. Belki de unutturuldu!
Ya sonra?
Sonrasını da siz düşünün!
Ama biraz olumlu olsun, olmaz mı?