• BIST 103.235
  • Altın 197,827
  • Dolar 4,7171
  • Euro 5,5018
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 22 °C
  • Antalya 20 °C
  • Muğla 13 °C
  • Çanakkale 19 °C

ABD’ye göre Türk akımı ekonomik değil siyasi bir proje

ABD’ye göre Türk akımı ekonomik değil siyasi bir proje
TANAP’ın Kars’taki temel atma töreninde ABD’yi Amos Hochstein temsil etti. Hochstein, ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Enerji İlişkileri Özel Temsilcisi. Yani Amerika’nın enerji diplomasisinin kilit ismi.

ABD Başkanı Obama tarafından henüz 4 ay önce görevlendirildi. Klasik diplomat formatından uzak bir tarzı var. Nitekim bu göreve atanmadan önce Cassidy&Associates şirketinde lobicilik yapıyordu. Şirketin portföyünde Güney Kıbrıs’ta doğalgaz arayan Noble Enerji’nin de olduğunu hatırlatmakta fayda var. Kısacası Hochstein dünyadaki enerji savaşlarının aktörlerini yakından tanıyan ve kritik pazarlıkların göbeğinde bulunmuş bir isim. Kars’taki törenin ardından Washington’a dönüşü öncesinde İstanbul’da buluştuk. Rusya lideri Putin’in Türk Akımı hamlesinin ardından işlerin ABD açısından nasıl göründüğü soruldu. Lafını sakınmadan yanıtladı.

TÜRK AKIMI DEDİKLERİ GÜNEY AKIM’DAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL!

- TANAP’ın temel atma töreninin olduğu günün akşamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında uzun bir telefon görüşmesi gerçekleşti.

Ne tesadüf!

- Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 1 Aralık’taki Ankara ziyareti sırasında ilan ettiği ‘Türk Akımı’ projesi ABD açısından ne anlama geliyor? Bu projenin gerçekleşmesi size göre Batı’nın enerji güvenliğini tehlikeye atacak bir ortama sebebiyet verir mi?

Ülkelerin tek bir ülkeden enerji arzına bağımlı olması ya da bir ülkeye haddinden fazla bağımlı olması hiçbir zaman iyi bir şey değil. Özellikle de o ülkenin enerji arzını siyasi bir araç olarak kullanma eğilimi varsa. Bu durumu engellemek için hem enerji arzı sağlayanları hem de enerjinin geldiği güzergâhları çeşitlendirmek istersiniz. TANAP bu iki temel kriteri de yerine getiren bir proje. Doğalgaz hem yeni bir tedarikçiden hem de yeni bir güzergâh üzerinden geliyor. TANAP tam da enerji kaynaklarını çeşitlendirmenin iyi bir örneği. Bu sayede ilk defa Azeri doğalgazı Avrupa pazarına ulaşmış olacak. Güzergâhın kendisi de çok önemli. Ukrayna ya da Rusya üzerinden değil Türkiye üzerinden gidiyor. Türkiye üzerinden geçip İtalya’ya ulaştığında bu bize Yunanistan’dan Bulgaristan’a uzanan yeni bir boru hattı inşa etme imkânı sağlayacak. Bulgaristan’dan da Sırbistan, Romanya ve Macaristan’a bağlanabilir. Dolayısıyla Türkiye’den başlayan bu güzergâh bize önemli bir esneklik sağlayacak. Öte yandan Türk Akımı dediğinizde, bu aslında Güney Akım’dan başka bir şey değil. Sadece ismi değişik ve güzergâh da bir miktar farklı o kadar.

- Madem Güney Akım ile Türk Akımı arasında çok büyük bir fark yok, neden Putin yeni bir etikete gerek duydu sizce?

Çünkü Gazprom Güney Akım nedeniyle Avrupa Birliği’nin şiddetli muhalefetiyle karşı karşıya kaldı. Biz de ABD olarak o proje konusunda son derece kuşkuluyduk. 

 TÜRK AKIMI ŞÜPHELİ VE SİYASİ BİR PROJE

 - Neden?

Çünkü Güney Akım Rusya’dan Avrupa’ya halihazırda arz sağlayan aynı sahadan ama farklı bir güzergâh üzerinden getirecekti doğalgazı. Başka bir deyişle, Gazprom aynı doğalgazı aynı müşterilere Ukrayna’yı baypas ederek götürmek için onlarca milyar dolar harcayacaktı. Bunu yapmaya çalıştığınıza göre belli ki Güney Akım ekonomik bir proje değil, siyasi bir proje. Bize de bu siyasi projenin amacı ne diye sormak düşüyor. Batı açısından enerji kaynağının çeşitlenmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi tam tersine 5 ya da 8 yıllık kontratlar üzerinden gelecek nesillerinizi de aynı tedarikçiye mahkûm etmek demek. Sonuçta önümüzdeki 25-30 sene boyunca aynı anlaşmaların taahhüdü altına girmek demek. Bu nedenle de bizim açımızdan çok şüpheli bir projeydi. Güney Akım’ın işlemeyeceği apaçık ortaya çıkınca da Türk Akımı ilan edildi. Ama belirttiğim gibi Türk Akımı aslında özünde aynı proje. Bir şirketin CEO’su tarafından değil bir ülkenin cumhurbaşkanı tarafından ilan ediliyor. Hem de tüm finansmanın yine o ülke tarafından sağlanacağı taahhüt edilerek.

- Ve bu hangi anlama geliyor?

Bu ekonomik değil siyasi bir proje.

 ANKARA KARAR VERMİŞ DEĞİL

 - O halde Türkiye’nin Türk Akımı ile pozisyonu da siyasi olmuyor mu?

Açıkçası ben Türkiye’nin pozisyonu nedir onu henüz bilmiyorum. Basından takip edebildiğim kadarıyla Türkler projenin detaylarını öğrenme noktasında ilgililer ama sonra ne olacak göreceğiz.
Geçen hafta çıkan bazı haberlere bakılırsa Türk tarafı süreci biraz yavaşlattı. Bu nedenle de daha önce öngörülen takvim mümkün görünmüyor. Oysa en başta 2016’da bitebileceği konuşuluyordu.
Zaten o telaffuz edilen çok iddialı bir takvimdi. TANAP mesela, yaklaşık 10 yıldır hazırlığı yapılan bir proje. Bu tür projeleri bir gecede yapamazsınız. Hatırlayın, Bakü-Tiflis-Ceyhan da çok uzun zaman almıştı. Daha önce üzerine hiç konuşulmamış, hiç düşünülmemiş bir projeyi ilan ediyorsunuz. Üzerine de ‘12 ile 18 ay içinde tamamlanır’ diyorsunuz. Bakın burada rekabet olacak bir durum bile yok. TANAP, Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan hükümetlerinin güçlü bir şekilde taahhüt altına girdikleri bir proje. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Enerji Bakanı Taner Yıldız projenin temel atma töreninde bu taahhüdü yeniden dile getirdiler. Dolayısıyla da bugün herkesin odaklandığı ve tamamlanması için çaba göstereceği proje bu olmalı. Türkiye için de Avrupa için de iyi olan bu.

 RUSYA DOĞALGAZI SİYASİ SİLAH OLARAK KULLANIYOR

 - Bütün bu detayları Türk muhataplarınızla detaylı bir şekilde tartışmış olduğunuzu tahmin ediyorum. Türk Akımı konusundaki şüphelerinizi dile getirdiğinizde Türk hükümeti size ne yanıt veriyor? Türkiye’nin stratejisinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin stratejisini bana değil Türk hükümetine sormanız lazım. Ben Amerika’nın stratejisinin ne olduğunu ancak biliyorum. (Kahkahalar) Şaka yapıyorum elbette. Bakın, Türk muhataplarımla bölgenin gaz ihtiyacı ve gazın oynadığı stratejik role dair uzun konuşmalarım oldu. Doğalgaz sadece ticari bir mal değil. Dolayısıyla enerji konuşmak telekom konuşmaya benzemez. Burada stratejik ve jeo-stratejik bir maldan bahsediyoruz.

- Doğalgazı siyasi bir araç olarak da tanımlar mısınız?

Siyasi bir araç olarak kullanılmasını engellemek için elimizden geleni yapmalıyız. Ve siyasi araç olarak kullanılmasını engellemek için de bazen siyaset yapmak gereklidir. Hatta biraz daha ileri gideyim; doğalgaz sadece siyasi araç olarak kullanılmıyor, zaman zaman siyasi silah olarak kullanılıyor. İşte bunu kesinlikle engellemeliyiz.

- Burayı netleştirelim. Sizce Rusya bugün doğalgazı bir siyasi silah olarak mı kullanıyor?

Zaman zaman. Müşterilerinize gönderdiğiniz gazın vanasını siyasi amaçlarla kapatmak bunu bir silah olarak kullanmaya benzeyen bir taktik. Bu dünyanın farklı yerlerinde de olan bir şey ve biz enerji kaynaklarının silah olarak kullanılmasının önüne geçmeliyiz, ülkelerin bunu yapmasına izin vermemeliyiz. Ve evet bu konularda Türk hükümetiyle görüşmelerim oldu. Enerji Bakanı Yıldız ile dostluğumuz var. Kendisi çok akıllı, yaratıcı bir insan ve dosyasına da çok hâkim. Anlaştığımız ve daha az anlaştığımız konularda son derece açık ve dürüst konuşmalarımız oldu. Türkiye’nin pozisyonunu tamamıyla anlıyorum. Eğer bir şirket ya da hükümet içinde finansmanı da olan bir öneriyle size geliyorsa, sizin kendi hükümetinizin görevi de bunu değerlendirmeye almaktır. Türk hükümeti şu anda Türk Akımı’nın ne olduğunu anlamaya çalışıyor, kendi değerlendirmesini yapıyor. Henüz Türkiye’nin bir karar verdiğini duymadım. Bu konuları beraber tartışıyoruz. Günün sonunda bu Türkiye’nin kararı olacak, Amerika’nın değil. Burada yaşayan biz değiliz.

 ANKARA İLE AYNI SAYFADA MIYIZ EMİN OLMALIYIZ

 -Türkiye karar vermedi mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına bakınca sanki o karar verilmiş gibi görünüyor.

Karar verdiklerini açıkladıklarını duymadım. Ama her zaman şüpheci olmakta da fayda var. İki ülkenin de ortak çıkarına olan şeylerden bahsediyoruz. Burada Türkiye ve AB ortak hedefleri paylaşıyor. O nedenle de aynı taktiklere ve prosedürler inandığımızdan emin olmalıyız. Bu büyük oynanan bir oyun ve Türkiye ile aynı sayfada olduğumuzdan emin olmalıyız.

KANDİL’DE PETROL ARAMA KARARI İYİ 

 - Dostunuz Bakan Yıldız geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Irak’ın Kürdistan Bölgesindeki Kandil Dağı eteklerinde petrol arayacağını açıkladı. ABD bu konuda ne düşünüyor?

İyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerini hem de Bağdat’taki yeni hükümet ile güçlendirdiğini görmek olumlu bir işaret. Bizler de bu ilişkileri desteklemeliyiz. Irak’ın geleceğini ilgilendiren konularda Türkiye ile hep çok yakın bir ilişkimiz oldu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yetkisindeki bölgede petrol ve gaz arayan Amerikan şirketleri de var. Biz Amerikan şirketlerinin bunu yapmasını kısıtlamadık. O nedenle de Türk şirketlerinin de aynı şeyi yapmaması için bir neden yok. Fakat önemli olan Irak’tan ve Kürdistan’dan Türkiye’ye gelen petrol ve gazın bütün Iraklıların faydasına olması, bu kaynakların adil ve eşit paylaşımı. Oraya gidecek Türk şirketlerine Amerikan şirketlerine söylediğimin aynısını söylemek isterim. Sorumlu bir şekilde davranıp ihracat konusunda Bağdat ve Erbil hükümetinin anlaştığı anlaşmanın çerçevesinde kalsınlar.

- Aslında Kandil sorum kendi içinde Kürdistan bölgesinde petrol aramaktan fazlasını ifade ediyordu. Kandil o bölgede herhangi bir yer değil, PKK’nın komuta merkezi. Enerji kaynaklarının siyasi araç ya da silah olarak kullanılmasından bahsettiniz. Türkiye’nin barış sürecinin ortasında Kandil eteklerinde petrol arayacağını açıklaması tesadüf olabilir mi?

Ben enerjiden sorumlu adamım biliyorsunuz ve enerji boyutu sorunuzun sanki sadece fonu gibi. Barış süreciyle ilgili alanda uzman değilim. O nedenle bu kendine has konunun detaylarına girmekten kaçınayım. Ama yine de sorunuzu yanıtladığımı düşünüyorum; Kürdistan’a yatırım yapacak Amerikalı, Avrupalı, Türk bütün şirketler bunu dikkatli ve sorumlu bir biçimde yapmalı.

DOĞU AKDENİZ’DE MUAZZAM BOYUTTA GAZ VAR ENERJİ TÜRKİYE’NİN BÖLGEDEKİ İLİŞKİLERİNİ DÜZELTEN BİR ARAÇ OLABİLİR

 - ABD Doğu Akdeniz’de kayda değer miktarda doğalgaz yatakları olduğunu düşünüyor mu?

Akdeniz’de gaz olduğuna dair hiçbir şüphe yok. Doğu Akdeniz’de muazzam boyutlarda enerji kaynağı var.
- O halde ENI ve Total neden Güney Kıbrıs’ta doğalgaz aramaktan vazgeçti?

Vazgeçtiklerini söylediklerini duymadım. ENI sondaja ara verdi. Belki bazı noktalardaki sondajdan başarılı sonuç alamamış olabilirler ama bu Kıbrıs kıyılarında doğalgaz olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine bence o bölgede çok fazla kaynak var. Doğu Akdeniz deyince büyük bir jeolojiden bahsediyoruz. Jeolojinin hem iyi hem de kötü olan yanı sınırlarının olmaması. Jeoloji bayrak ya da ulusal sınır tanımaz. Noble Enerji Kıbrıs’ta çok geniş ve ticari Afrodit yatağını buldu. Öbür tarafta İsrail kıyılarında keza son 10 yılın en büyük yatakları bulundu. Tamar’da zaten 2013’te üretim başlamıştı ve 2014’te doğalgaz İsrail pazarına ulaştı. Lübnan’da keza büyük potansiyel var. Burada önemli olan siyasetin hale yola konulması. Kıbrıs’ın sınırları nerede diye ya da İsrail’in sınırları ne diye bakmazsanız Akdeniz’de kesinlikle doğalgaz var. Doğal kaynakların siyasi araç olarak kullanıldığı örnekler verdim. Akdeniz’deki doğal kaynaklar ise ihtilaflı ülkelerin işbirliği için bir araç, katalizör olarak kullanılabilir. Önemli olan o ülkelerin hepsinin bunu böyle görmeye başlaması.

 BİRKAÇ AYA DENGELER DEĞİŞEBİLİR

 - Türkiye Güney Kıbrıs’ı tanımıyorken, 5 yıldır İsrail ile siyasi ilişkisi yokken ve Mısır’daki iktidarla sorunları varken, artı o ülkelerin kendi içindeki ihtilaflar orta yerde duruyorken enerji alanında bahsettiğiniz şekilde bir işbirliği nasıl ortaya çıkar?

Bu işin zorluklarını siz özetlemiş oldunuz. Evet bütün bu zorluklar var. Zaten kolay olsaydı bugüne kadar birileri çoktan yapmıştı. Ama bence yine de önemli bir fırsat penceresinin açıldığı bir andayız. Söylediğiniz her şey ters çevrilebilir. Evet, Türkiye’nin İsrail’le Mısır’la Kıbrıs’la ilişkilerinde, İsrail’in Lübnan’la ilişkilerinde gerilim var. Bu sorunların çözülmesinde enerjinin katalizör olabileceğini düşünüyorum. Kıbrıs’ta zaten halihazırda barışçıl çözüm için bir çaba var. İsrail de bölgedeki doğalgaz tedarikçisi olarak farklı rol oynayabilir. Bütün bu farklı dinamikler farklı gelişmelere neden olabilir. Belki siz ve ben bu konuşmayı birkaç ay sonra yeniden yapsak ülkelerin tavırlarındaki değişimleri konuşuyor olacağız. Bizim ABD olarak taraflara olasılıkları ve bölgenin taşıdığı potansiyeli anlatmaya, göstermeye çalışıyoruz. Bu da aynı Türkiye’nin Azeri, Rus, Kürt gazına dair bütün seçenekleri gündemine alması gibi. Akdeniz’deki potansiyele de bakın diyoruz. Türkiye jeo-stratejik bir merkez olmak için mükemmel bir noktada. Transit bir ülke olarak Türkiye’ye ne kadar farklı güzergâhtan doğal kaynak ulaşırsa bu ekonomik gücü ve istikrarı için o kadar iyi olur. Gerçek anlamda jeo-stratejik bir merkez olabilmesi için de diğer ülkelerle gerilimlerini halletmesi ve ileriye doğru adım atması gerekiyor. İsrail’de doğalgaz var, Mısır’da terminaller, Kıbrıs ise güzergâhın üzerinde. Türkiye’den Doğu Akdeniz’e Kıbrıs sularından geçmeden ulaşamıyorsunuz. Bu denklemde herkesin farklı fonksiyonu ve kaynağı var, bir araya gelip ne işler ne işlemez bakabilirler. Kaynakların nasıl maksimize edilebileceğine birlikte karar verebilirler. Her ülke kendi başına altyapı inşa edemez, çok pahalı. Eğer bu bölgenin önce kendi kaynaklarını kullanmaya başlamasını sonra da diğer pazarlara kaynaklarını ulaştırmasını sağlayabilirsek bu herkes için refah demek.

 HÜKÜMET SİYASİ İKLİM YARATSIN GERİSİNİ ŞİRKETLERE BIRAKSIN

 - İsrail zaten Güney Kıbrıs ve Mısır’la projeler planlıyor. Güney Kıbrıs’ın kendi faaliyetleri var. Türkiye yeni bir sismik araştırma gemisi inşa etti, muhtemelen yeniden bir çaba içine girecek. Siz bütün bunların sonunda bir konsensüs içinde ortak ve büyük bir projeye dönüşebileceğini mi düşünüyorsunuz gerçekten?

Eğer biz siyasi zemini sağlayabilirsek ve bütün ülkelerden şirketlerin birlikte çalışmasına izin veren bir çerçeve oluşturabilirsek gerisi zaten kendiliğinden gelir. Önemli olan hükümetlerin müdahil olmaması. Bir noktadan diğerine boru hattı inşa etmenin maliyeti nedir, finansman nasıl sağlanır gibi konular şirketlerin halledebileceği ve zaten kendi başlarına halletmek istedikleri şeyler. Bizim hükümetler olarak görevimiz onların çalışabilecekleri iklimi yaratmak.
 TÜRKİYE TANAP’LA NİHAYETİNDE BATI’NIN PARÇASI OLDUĞUNU ORTAYA KOYDU

 - Son yıllarda demokrasi ve insan hakları temelli siyasi konular üzerinden Türkiye’nin Batı’dan koptuğunu ileri süren uluslararası yorumcular var. Türkiye’nin enerji ve ekonomi politikaları da benzer bir şüphe yaratıyor mu?

Hayır, ben böyle bir işaret görmüyorum. Türkiye kendi bölgesinin gerçeklerine bakarak kendisi için iyi olan kararları almak durumunda. Ve bence bunda sorun yok. Türkiye’nin yaptığı şeylerle ilgili pek çok tartışma var ama ben somut verilere bakarım. Türkiye, TANAP’ın geliştirilmesinde tam bir ortak olarak sorumluluk üstlendi. Sadece Azerbaycan, Gürcistan ve AB ile birlikte çalışmakla kalmadı bir de üstüne para koydu. Bu tabloya bakınca Türkiye’nin Batı ile birlikte çalıştığından farklı bir şey söyleyemezsiniz. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı bir ülkenin komşularındaki kaynaklarla ilgilenmesi doğal. Nihayetinde Türkiye Batı’nın parçasıdır ve şu anda hiçbir olumsuz etki görmüyorum.

Kaynak: Hürriyet

Deniz Haber Ajansı

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim