• BIST 117.522
  • Altın 161,933
  • Dolar 3,7875
  • Euro 4,6596
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Antalya 7 °C
  • Muğla 2 °C
  • Çanakkale 7 °C

2023'ün Limanları…

GÖKHAN ESİN

İnsanoğlu tahmin yapmak zorunda kalınca, konuyla alakalı referans nokta oluşturur ve tahminlerini bu referans nokta etrafında yapar. Bu davranışa "tahmin çıpası" denir. Şirketlerin tahmin çıpaları hükümetlerin ekonomik hedeflerine dayanır. Ama hedeflere olan güven yok olursa, korku başlar. Korku egemen olduğunda ise, insanlar bugün hakkında endişeli, yarına dair karamsar olur!

Yazıya endişeli başlamamın bir sebebi var elbette. Ekim 2014 başında ekonomik hedeflerdeki değişiklikler açıklandı. Enteresandır ki; daha Ekim ayı bitmeden bu hedefler de revize edildi. Sonrasında, dönüşüm programı diye bir şey açıklandı. Bakalım daha neler değişecek. Özetle; büyüme %4 değil %3,3, enflasyon %5 yerine %9,4, milli gelirin ise 867 milyar TL değil 810 milyar TL olacağı söylendi. Değişen hedeflerin ortak bir yanı var; tamamı olumsuz şekilde saptı.

Kanımca asıl mesele bu değil. Türkiye'nin borç stokunun özel sektör nedeniyle yükselmesi, iç ve dış siyasi ve sosyal olayların yarattığı riskler, yabancı sermayenin korkmasına ve kaçmasına sebep olabilir. Kimilerine göre bu yersiz bir karamsarlık. Bakalım, yersiz mi?

Öyküleri hatırlayalım…

Yıllarca ekonomik krizde olan Meksika; 1987'de hedeflerini belirledi. 1988'de %114 olan enflasyon %7-8'lere, faizler de %90’lardan 1994'de %16'lara kadar düştü.

1989-1994 arasındaki beş yıl içinde Meksika ekonomisi yılda ortalama %3,1 büyüdü. Bu dönemde Meksika’ya yaklaşık 100 milyar Dolar yabancı sermaye girdi. Ne var ki, bu pembe günler 1994'te bir krize dönüştü. Aniden değer kaybeden Peso, ülkenin Dolar bazında aşırı değerlenmiş borçlarla karşı karşıya kalmasına yol açtı. Herkesin gözünü kamaştıran yabancı sermaye hızla kaçmaya başladı. Aralık 1994'ten Aralık 1995'e kadar Peso %55 değer kaybetti; 1995 yılı sonunda enflasyon %52'ye yükselirken, faizler %16'lardan %80'lere kadar çıktı. Ülkedeki işsizlik oranı 1994 Aralık ayında %3,2 iken, bir yıl sonra %7,6'ya yükseldi.

Daha yakın tarihli bir öykünün kahramanı ABD… 2008 çöküşünde etkili olan, ekonominin belirli bir bölümünü ev sahibi yapmak için, ev pazarına akan ucuz paraydı. Hükümet programı insanları ev almaları için yüreklendirdi ve böylesi bir teşvik, nüfusun daha önce görülmemiş kadar büyük bir kısmına yayıldı. Sonuç malum!!

Komşumuz Yunanistan'ı hatırlayalım. Kötü politikalar, ülkenin borç yükünü olması gerekenin bir hayli üzerine çıkarmıştı. Ama bundan da kötüsü, hükümetin mali verileri çarpıtarak bu kötü süreci tedavi uygulamaksızın uzatmasıydı.

Programın adı; "Hedef 2023"

Bizim hükümetimizin şu meşhur hedeflerini, ekonomik programını bir hatırlayalım; dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine girmek! Milli gelirin 2 trilyon Dolara, ihracatın ise, 500 milyar Dolar yükselmesi.

Milli gelirin 2 trilyon Dolara çıkması için 2013 yılında 820 milyar Dolar olan milli gelirin her yıl %9 büyümesi gerekiyor, ama… Doların, TL karşısında enflasyondan fazla değer kazanmaması şartıyla!! Eğer ki Dolar bahsettiğim şekilde değer kazanırsa, %9 büyüme de yetmez. Öte yandan, ihracatın 500 milyar Dolara ulaşması, her yıl %12 büyüme ile gerçekleşebilir.

Önce şu soruyu sormakta fayda var; Türkiye dünyanın en büyük 10'uncu ekonomisi olmak için ne yapmalı? Cevap basit; diğer ülkeler bir şey yapmamalı! Yani yerlerinde saymalıdır. Cevap şaşırtıcı olabilir, çünkü; şu sıralar 18'inci sırada olan Türkiye'nin 10'uncu sıraya yükselebilmesi için, her yıl %9 büyümesi, Hindistan, Kanada, G. Kore gibi ülkelerin hiç büyümemesi hatta mümkünse küçülmeleri gerekir.

Eğer 2023'e kadar bu ülke ekonomileri büyürse, Türkiye'nin %9'un üstünde büyümesi gerekecektir. Hatta diğer ülkelerin büyüme oranının yarısından, %9 daha fazla büyümelidir. Açıkçası, çok zor bir süreç. Demek istediğim; 10'uncu ekonomi olmanın tek koşulu Türkiye'nin büyümesi değil, diğer ülkelerin ekonomilerinin de gerilemesidir.

Yeni strateji; "bekle ve gör"

2023 hedeflerimiz daha yeniydi, şimdi ise revize edilmesi söz konusu. Bu revizyonun olumsuz etkileri olacaktır, elbette. İnsanlara, yeni hedeflerin, topluma büyük yararlar sağlayacağını söylediğinizde, ilk tepkileri bir çeşit şüphe olmayacak mı? Şüphesiz, şüphe olacaktır. Dolayısıyla, şirketler, stratejilerini yeni hedefleri temel almak yerine "bekle ve gör" stratejisiyle belirleyecektir. Yani düzenden kaosa doğru ilerleyen, sürekli değiştirilen bir programlar yumağı… Ne derece faydalı olabilir?

Limanlar nasıl etkilenir?

Peki, ekonomideki sapmanın limanlara etkisi nasıl olur? Kısaca değerlendirelim. 2013'te konteyner limanlarının her yıl %10 büyüyeceği yönünde önemli bir inanış vardı. Hatta kimileri hala bu öngörüye sahip olabilir! Bu öngörünün kaynağı, 2023 hedefleriydi. Ama hedeflerin saptığı aşikâr. 

Son sekiz yıldır ihracatımız, Dolar bazında, her yıl ortalama %9 gelişti. Yani hedeflenen gelişmenin %75'i kadar. 2014'te ihracatta büyüme beklentisi %6 civarında! Eğer böyle giderse, 2023'te ihracat 300 milyar dolar civarında olacaktır.

Son sekiz yılda konteyner limanlarının dış ticaret yük hareketi ortalama %9 büyüdü. Bahsettiğimiz şekilde, 2023'e kadar ihracatımız 300 milyar dolar seviyesine çıkarsa, muhtemelen milli gelir de %3-4 seviyesinde büyümüş olacaktır. Bu halde Türkiye, 2023'te dünya sıralamasındaki yerini muhafaza eder. Böyle bir durumda, konteyner hareketi 2023'e kadar ortalama %5-6 oranında artacak denebilir, yani 2023 hedeflerine göre beklenenden %4-5 daha az.

Anlaşılan o ki; beklentilerin gerçekleşmesi güç. Yukarıda yazdığım öngörüler de gerçekleşmeyebilir. Çünkü ekonomik hedeflerde değişiklik, değişmez bir uygulama olacak gibi... Dolayısıyla en iyi strateji; bekleyip, görmek. 

Bu yazı toplam 373660 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim