• BIST 117.522
  • Altın 161,933
  • Dolar 3,7875
  • Euro 4,6596
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Antalya 7 °C
  • Muğla 2 °C
  • Çanakkale 7 °C

Büyük Operasyonun, Küçük Adamı: Reza Zarrab

RECEP CANPOLAT

New York Güney Bölgesi Başsavcısı Preet Bharara'nın hazırladığı iddianame ile Reza Zarrab'ın 19 Mart'ta Miami'de tutuklanmasının yankıları sürüyor.

Zarrab'ın Miami Federal Mahkemesi tarafından tutuklanmasının akabinde, iddianameyi hazırlayan Savcı Bharara'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Twitter'daki resmi hesabından takip etmeye başlaması ve 10 saat sonra takipten vazgeçmesi, kamuoyunda "Sinir Savaşı" olarak nitelenirken, Türk medyasında yeni senaryoların üretilmesine yol açtı.

Özellikle Türk basınında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a atfedilen "Zarrab İddianamesi Erdoğan'a Dokunacak, İddianameden Erdoğan Çıktı" başlıkları "ERDOĞAN'A KUMPAS" fikrinin olgunlaşmasına neden oluyor.

Ülkenin Güneydoğusunda ve sınır ötesinde açık ve aleni şekilde yazılan senaryolar pas geçilerek, bir taraftan cemaat kalemleri ve Erdoğan düşmanlarıyla, diğer taraftan Erdoğan kalemleri ve sevicilerinin sosyal medyada algı operasyonları yapmaları, Türkiye'nin geleceği konusunda umutsuz olmamıza neden oluyor.

Reza Zarrab'la ilgili hazırlanan iddianameden, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın isminin çıkması, Erdoğan ile Türkiye'nin BEKA'sının örtüşmesine yol açabilir. Bu senaryo ile birlikte "YENİ BİR MAĞDURİYET" söylemiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın BAŞKANLIK HEVESİ hayata geçebilir.

Diğer taraftan Cehennem Senaryosu olarak nitelenen iddiaya göre, ABD'nin Suriye'deki müttefiki olan terör örgütü PYD için milat olacak Savcı Bharara'nın suçlamaları, derin ABD tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, Türkiye'ye hapsederek bir şantaj aracıyla, PKK'nın kontrolünde bir DEVLETÇİK olmanın önünü açabilir.

TÜRKİYE İÇİN CEHENNEM SENARYOSU

Bu cehennem senaryosunun ipuçları ortaya çıkmaya başladı. Reza Zarrab'ın ABD'de tutuklanmasının altında yatan küresel güç dengesi kamuoyunda yorumlanırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin dışında Haziran 2010'da ABD Senatosu'nun aldığı yaptırım kararı dikkat çekiyor.

Dönemin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeleri Türkiye ve Brezilya’nın “Hayır” oyu verdiği 1929 sayılı BM kararı, “hassas nükleer faaliyet” için kullanılabilecek her türlü askeri ve sivil mal ve hizmetin ticaretini ve bu ticaretten doğan para transferlerinin önlenmesi yönünde karar almıştı.

Selva Tor’un El Cezire'de yazdığı makalede; ABD'nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1929 sayılı kararı ile yetinmek istemedi ve iki hafta sonra Haziran 2010’da İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin de nükleer faaliyetlerde kullanılabileceği varsayımıyla bu faaliyetlerden kaynaklanan parasal transferlerin de yasadışı ilan edilmesini emreden bir yaptırım kararını ABD Senatosu’ndan geçirdiği ifade ederek, Tek taraflı olarak yürürlüğe giren bu karara göre, İran petrol gelirleri artık “kara para” statüsündeydi ve bu anlamda meydana gelen her türlü finansal işlem “kara para aklama” olarak tanımlanacaktı.

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Terörün Finansmanı ve Finansal Suçlardan sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Glaser başkanlığındaki ABD heyeti, sonraki aylar boyunca, İran’ın ticaret yaptığı en önemli ülkelere giderek, bu ülkelerdeki bankacılık ve finans sektörünün temsilcilerine yaptırımlar konusundaki kararlılıklarını anlattı. Glaser, bu toplantılardan birini de Ağustos 2010’da Türkiye Bankalar Birliği’nde yaptı ve Türk bankalarının üst düzey temsilcilerini İran bankaları ile çalışmamaları konusunda uyardı. Heyet, bankacıları öylesine tehdit etmişti ki, bazı banka yöneticileri yurt dışına çıktıklarında tutuklanabileceklerini dahi düşünüyordu. ABD’nin uyarısı içeriği ve üslubu itibarı ile Türk bankalarını endişelendirmişti.

ABD Hazine Bakanlığı'nın uyarılarına rağmen, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın Türk bankacılara cesur olmalarını tavsiye ederek; “ABD’nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketlerine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM’nin kararı bağlar. ABD’ninki değil. … Bankaların cesaretli olması lazım” diye konuşmuştu.

Türkiye ve ABD arasında bu görüşmeler değişik platformlarda 2010 boyunca sürdü. Aynı yıl ABD'nin Ali Babacan ve Çağlayan’a ilettiği talepleri Türkiye dikkate almadı. Kısa süre sonra Avrupa Birliği de BM kararıyla yetinmediğini gösteren ve İran’ın petrol ve gaz endüstrisine teknoloji ve donanım satışını yasaklayan bir yaptırım paketini yürürlüğe koydu. Ancak bu girişim de İran’ın petrol ve doğal gaz satışına ve bu satıştan elde edilen parasal transferlerine engel olamadı.

2010’da Türkiye’ye gelen ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat yeni müsteşarı David Cohen de Türkiye’deki muhataplarını bu kez daha sert bir dille uyarmıştı. Cohen’in endişesini artıran, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminde göze çarpan 10 milyar dolarlık artıştı. İki ülkenin 2002’de sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi 2010’da 11 milyar dolara çıkmıştı. Beş yıl içinde 30 - 35 milyar dolara çıkması öngörülüyordu. Cohen’e göre, Türkiye İran ile ticaretini tamamen sona erdirmeliydi zira İran bu kaynakların tamamını nükleer programının finansmanı için kullanıyordu.

17 ARALIK AMERİKA'DA GÜNDEME TAŞINIR

ABD Yönetiminin BM Güvenlik Konseyi'nin 1929 Sayılı Kararı'nın dışında Haziran 2010’da İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin de nükleer faaliyetlerde kullanılabileceği varsayımıyla, bu faaliyetlerden kaynaklanan parasal transferlerin de yasadışı ilan edilmesini emreden yaptırım kararının ABD Senatosu'nda kabul edilmesiyle birlikte, Reza Zarrab'ın Türkiye'de yargılandığı 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması, yeniden ABD mahkemelerinde gündeme gelebilir.

Reza Zarrab'ın, İran petrolünün satışı konusunda Halkbank kanalıyla yaptığı para transferlerinin ABD mahkemelerinde KARA PARA statüsünde yer alması, Türkiye'yi ve Türk finans sektörünü uluslararası platformlarda zor durumda bırakırken, küresel güç dengesi Türkiye aleyhine evirilebilir.

&       &      &

4 Nisan 2016 Pazartesi günü Miami Federal Yargıcı John J. O'Sullivan'ın karşısına çıkacak tutuklu Reza Zarrab, mahkemeden kefaletle yargılanmasını isteyecek.

Kanımca Türk siyasi hayatını ve Türkiye'nin geleceğini etkileyecek bu davanın olduğu gün Deniz Haber Ajansı olarak Miami'de olacağız ve gelişmeleri yakından takip edeceğiz.

Sevgi ile kalın...

İLGİLİ KÖŞE YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

88929.jpg

Bu yazı toplam 58099 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Tayyar Denizci
02 Nisan 2016 Cumartesi 18:16
18:16
Hayırsever iş Ada'mı Reza beye Türkiye'de iftira atıldı tutmadı.bütün mahkemelerden aklandı.inanıyorum Amerika'da da aklanacak tekrar Türkiye'ye gelip hayır işlerine devam edecek.Kumpaslar tutmaz.montaj kasetleri hazırlayanlar içerde.
176.41.72.17
Adem Koc
02 Nisan 2016 Cumartesi 10:20
10:20
BU HERIFIN BIZIM CAMIAMIZLA DENIZCILIK VE DENIZ TICARETI. VE DE DENIZHABERLE NE ALAKASI VAR.!
SIZ ONUN YERINDE OLSANIZ AMERIKAN AMBARGOSUNU DELEREK MILYARLARCA DOLAR KAZANMIS OLSANIZ
ABD YE AYAK BASARMISINIZ ? MUHTEMELDIRKI GÖSTERMELIK BIR KAC DEFA MAHKEME EDILIP. AKLANIP PAKLANIP GERI DÖNECEKTIR. ABD DOSTLAR ALISVERISTE GÖRSÜN YAPACAGINI TAHMIN EDIYORUM.
SAYGILAR.
88.250.173.184
Adem
29 Mart 2016 Salı 22:36
22:36
Boşverin siz Rıza Zerrabı. Şapkadan tavşan çıkmaz daha öncede çıkmadı da. Anti emperyalist hızlı solcular ABD ambargosunu deldiği için Riza'yı tebrik edeceklerine savcının bu tarafını öpecekler neredeyse. Bu arada denizcilik camiası adına harcamanız gereken bu enerjinizi ABD ile ilgili mevzular konusunda yazı yazarak heba etmeyin lütfen.
66.249.81.251
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim