• BIST 94.328
  • Altın 194,258
  • Dolar 4,7424
  • Euro 5,4911
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 28 °C
  • Antalya 28 °C
  • Muğla 24 °C
  • Çanakkale 30 °C

Denizler bizim ekmek kapımızdır

METİN KALKAVAN

Biz denizciler engin ufukları severiz. Hedefini gözle görmeden zorluklara göğüs germe ve hedefinden sapmama, denizcinin genlerine işlemiş bir gelenektir. Yüzyıllar boyunca kıtaları keşfederken de, kıtalararası ticaret yaparken de denizler bizim dostumuz, sırdaşımız olmuştur. Denizciler hiçbir zaman içtikleri suyu kirletmemişlerdir. Bu gelenekten hareketle denizler bizim vazgeçilmezimizdir. Denizciler, denize ve doğaya saygılı, mesleklerin en önemli geleneği olarak değerlendirirler. İşte bu yüzden denizlerimizin geleceğimiz olduğu bilinci ile davranmayı kendimize şiar edinmiş olduğumuzu söylemeliyiz. Neden bunları söylediğimize gelince…

Ne yazık ki, dünyamızda hızla kirlenen kaynaklarımızın başında sular gelmektedir. Dolayısıyla denizlerimiz de bu hızlı kirlenmeden payını almaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, tüm dünyada olduğu gibi deniz kirliliği ve kıyılar ile ilgili sorunlar büyük önem taşımaktadır. Sanayi deniz taşımacılığı, şehirleşme, turizm ve atıkların boşaltılmasının yanında oluşan deniz kazaları da her geçen gün denizlerimizin daha hızlı kirlenmesine yol açmaktadır. Ancak bu saydıklarımız içinde denizlerimizin kirlenmesindeki en az pay deniz taşımacılığı ve deniz kazalarına aittir. Sanılanın aksine denizlerimizdeki kirlenmenin en önemli sebebi kara kaynaklı kirlenmedir. Ne yazık ki denizlerin dezavantajı; kara, nehir, göl, atmosfer gibi ortamlara atılan hemen her türlü kirleticinin bir şekilde denizlerde sonlanmasıdır. Tabii uzun yıllar boyunca atıkların sanki denizler hiç kirlenmeyecekmiş gibi denize boşaltılması da bu kirliliğin en önemli nedenini oluşturmaktadır.

Denizler, başta Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) gibi BM uzman kuruluşları olmak üzere, çok sayıda uluslararası ve bölgesel kuruluşun ve hemen tüm denize kıyısı olan ülkelerin korumaya çalıştıkları bir yaşam ve faaliyet alanıdır. Ülkemiz de bu kuruluşların üyesi olup, çalışmaları yakından takip etmektedir. Her ne kadar dünya denizlerinin kirlenmesinde kara kaynaklı kirlilik büyük rol oynasa da, gemiciliğin evrensel karakteri nedeniyle kuralların uygulanması ve denetimi anlamında müdahaleye daha açık olması, deniz çevresinin korunmasında yapılan çalışmaları, gemi kaynaklı kirliliğin önlenmesine yönlendirmiştir. Mesela ERIKA ve PRESTIJ gibi çevre felaketleri yaratan tanker kazalarının deniz ekosistemine verdiği kalıcı zararlar, ilgili uluslararası ve bölgesel oluşumların gemilerin uyacakları sıkı kurallar koymalarına ve uygulamalarına neden olmuştur. Bu kazaların AB sularında meydana gelmiş olması ve gemilerden illegal boşaltmaların ciddi bir kirlilik kalemi oluşturduğuna inanılması, AB’yi bu konuda daha titiz ve tavizsiz olmaya itmiştir. PRESTIJ kazasından sonra hazırlanan ERİKA II isimli tedbirler paketi ile birlikte, AB sularında tüm gemilere uygulanmak üzere gemilerden illegal boşaltmalara karşı adli cezalarla ilgili müktesebat yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Ülkemiz için yapılması gereken ilk şey; ciddi bir ‘’kıyı planlaması’’ olmalıdır. Bu planlamada; kıyı bölgelerinde nüfus artışının yarattığı plansız kentleşme dikkate alınmalı, turizmin hızlı gelişmesi sonucu doğal ve tarihsel alanların nasıl korunacağı planlanmalı, kıyı alanlarında yer alan faaliyetlerin teknik ve sosyal altyapı yetersizliklerinin giderilmesi, çevreyi korumak için yeterli kentsel hizmet ve altyapı sağlanması, doğal değere sahip alanlar üzerindeki dağınık yapılaşmaların engellenmesi, su kaynakları üzerindeki aşın talebinin planlanması, atık suların kıyılara deşarjının önüne geçilmesi gibi konular dikkate alınmalıdır.

Denizcilere gelince: Bizler zaten evrensel bir iş yaptığımız için çevre ile ilgili IMO, AB, BM gibi kuruluşların kurallarına uygun davranıyoruz; davranmak zorundayız... Ayrıca gemi kaynaklı kirlenmelerle ilgili yeni kurallar ve çok ağır cezalar geliyor. Biz denizcilerde gerekli önlemleri alıyor, üzerimize düşeni zaten doğaya olan saygımız gereği yerine getiriyoruz. Peki, şimdi soruyoruz: Acaba kara kaynaklı kirlenmelerle ilgilide yüksek cezalar ve yatırımlar düşünülüyor mu?

Ve tabii eğitim... Bir Çin atasözü ''Planınız 1 yıl içinse pirinç ekin, 10 yıl içinse ağaç dikin, 100 yıl içinse insanları eğitin'' der. Açıkçası bu sözden hareketle çevre bilincinin oluşması için en önemli şeyin eğitim olduğu kaçınılmazdır. Bu konuda geçmişten gelen vurdumduymazlık, özellikle son 10 yılda DTO'muz gibi çeşitli kurum ve kuruluşların çabaları ile aşılmış, bizlerin de destek verdiği TURMEPA, TÜDEV gibi STK'lerin de katkıları ile özellikle gençlere ve çocuklara, çevre bilincinin oluşmasına yönelik eğitimler verilmeye başlamıştır. Çünkü geleceğimiz çocuklarımızın elindedir.

Denizlerimizin korunması, kaynaklarımızın heba olmaması için DTO, hem de denizciler olarak elimizden geleni yapmaya devam edeceğimizi belirtmek isteriz. Daha temiz bir çevre ve deniz canlıları için, çocuklarımız için, rotamız engin ve deniz temizlere doğru... Allah selamet versin !...

Bu yazı toplam 2611 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Refik Saz
26 Nisan 2010 Pazartesi 19:15
ekmek kapısı
tartışmalarda kendini yüce/üstün/haklı/gönlü zengin/lütufkâr/süpermen gösterme çabasının önemli bir dayanak noktası. kârda yaşanan düşüş sonrası ekmek kapısı sakinlerinin usulca uğurlanmasıyla da bilinir.
88.243.86.201
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim