• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Antalya 16 °C
  • Muğla 11 °C
  • Çanakkale 15 °C

FED'in Mart ayı faiz artırımı kesinleşiyor, ama dünya borsaları çoşuyor

HARUN ŞİŞMANYAZICI

Dünya ekonomisinde bu güne kadar gerçekleşmeyen garip şeyler olmaktadır. Artık ekonomideki korelasyonlarda bazen gerçekleşip bazen gerçekleşmemekte ve geleneksel olumlu yada olumsuz korelasyonlara artık itibar edilmememesi diğer indikatörlerin de dikkate alınmasının gerektiği ileri  sürülmektedir.

29 Şubat’ta Trump’ın Kongrede konuşmasından sonra ABD de borsalar adeta çoşmuş ,bu gelişme yolundaki ülke borsalarında hatta Avrupa borsalarında da  aynı etkiyi yaratmıştır. Bununla birlikte perşembe günü Amerikan borsası yatay olarak açılmıştır. Daha sonra  Asya borsaları gerilemiştir.

Fakat önemli olan Trump konuşmasından sonra ne oldu da zaten o ana kadar artan gerek gelişme ülke sermaye piyasası ve ABD piyasaları bu kadar  büyük bir rally yaptı sorusunun cevabıdır.

Bazı analistler Trump’ın konuşmasının bu rally’de rölünün olmadığı ancak FED başkanlarının konuşmalarının bunda rolü olduğunu ileri sürmektedirler.

Eğer bu sav  yada değerlendirme doğru ise  yani aşağıda açıklanacağı üzere Mart ayında faiz artışı gerçekleşecek ise , Faiz artışı ile birlikte  genelde gerçekleşmesi gereken ABD tahvil faizlerinin artması (özellikle 10 yıllıkların) ve USD ’nin değer kazanması (dolar endeksinin yükselmesi) sermaye piyasasında ise hisselerin düşmesi realitesine ne olmuştur da  dolar indeksi 101.94’ e yükselip ,borsa rally yaparken tahvil piyasasından para çıkmıştır. Şimdi piyasayı iyi okuyabilen  analistler bazı dönemler görüldüğü gibi, mart ayında faiz artışı olsa bile bunun hem Tahvil piyasasında faiz artırımı yaratıp o piyasaya talebin geleceğini ,hem borsanın artacağını, hem de dolar indeksinin yükseleceğini iddia etmektedir. Bununda nedeni olarak da  AB sermaye piyasasından  çıkan paranın gelişme yolundaki ülkelere, ama çoklukla ABD’ye girdiğini ileri sürmektedirler. 2016 sonunda gelişme yolundaki ülkelerden para çıkarak ABD ye gideceği ileri sürülürken, şimdi AB den çıkan paranın gelişme yolundaki ülkelere girdiği görülmektedir.

Bazı borsa analistleri ise sermaye piyasasının çoşmasının teorik olarak  iki  nedeni olduğunu belirtmektedirler.

Bunlar

1-Dünya ekonomisinde bir gelişme ,yükselmenin olması yada bu beklentinin ortaya çıkması .

2-Firmaların kar yapmaları ve kar artışının olma beklentisinin yükselmesi...

şeklinde ifade edilmekte ve borsadaki çoşmanın dünyanın deflasyonist ortamdan çıkıp enflasyonist ortama girişi fiyatladığı belirtilmektedir.

Tüm bu görüşlere saygı duymakla beraber ,Dünya Bankası, IMF ,OECD gibi Örgütler, araştırma kuruluşları tahminlerinde  2017 yılı için dünya GSYIH artışını  2016 ya göre biraz artırırken ne oldu da birden bire bu kadar çoşku yaşanmaktadır.

AB’ de gelecek ile ilgili kuşkuların olduğu gerçektir. Bu yıl bir çok AB  ülkesinde yapılacak seçimlerde sağ ve ırkçı liderlerin iktidara gelme ihtimali de masadadır.

Artık olmaz denilen şeyler geçmişteki örnekleri ile olabilmektedir. AB de bir çözülme ve dağılma ihtimali giderek artan bir şekilde gündemi işgal etmektedir. Ancak aşağıda açıklayacağım üzere kötü gibi görülen Euro bölgesinde gerek istihdam gerekse imalat sanayi üretiminde ve bazı ülkeler bakımından ihracatta 70 ayın rekorları yaşanmaktadır. İngiltere’de de durum böyledir. Çin ve Japonya’da  da durum çok olumlu olarak gelişmektedir. ‘Ne oldu , ne oldu, ne oldu?’ diye geçtiğimiz iki ay içinde dünya ekonomisine sihirli bir el mi değdi?

Trump politikalarının ABD de 1-2 yıl içinde bir patlama yaratacağı ,bu nedenle gelişmekte olan ülkelerden para çıkarak ABD ye gireceği , bunun gelişmekte olan ülkelere negatif etkisinin olacağı , Çin’e karşı uygulanacak yaptırımların ve korumacı önlemlerin dünya ekonomisini ters yönde etkileyeceği düşünülürken ,şimdi ne oldu da durum tersine döndü.  Acaba dünya Trump politikalarının tam olarak devreye sokulmadan önce yine Trump politikalarının olumlu rüzgarı ile mi canlanıyor ? Acaba koyun kesilmeden önce besiye mi alındı ?

Gelin tüm bunları safha safha inceleyelim ?

29 Şubat da Trump’ın kongrede yaptığı konuşmada değindiği hususlar ;

Bazılarına göre Trump hiç bir şey söylemedi. Bazılarına göre tonunu yumuşatarak yaptığı söylem olumlu karşılandı .

Bana göre ise Trump biraz daha ABD’ ye yakışır bir Devlet Başkanı olma yolunda tornaya girdi,ve bu üslup ile yapmak istediği reformları, ABD'nin mali çıkarlarına zarar vermeden yapabildiği kadar yapabileceğini fiyatladı. Artık dünyada hiç kimse kavga dövüşten hoşlanmamaktadır.

Trump’ın söylemi ‘’herkes bize karşı kota uyguluyor, biz ise kimseye kota koyamıyoruz. Adil ve dürüst bir rekabet olacak ise bizde bu zeminde küreselleşmeye razıyız . Ancak böyle bir adil bir düzen yok ise biz de kendimizi koruyacağız’’ şeklinde bir ifade kullanmıştır.

Trump’ın bu söylemi  bir yüzünden bakılırsa korumacı bir söylem ,ancak öbür yüzünden bakılırsa dünya ticaret örgütüne serbest ticareti tüm kurumları ile adil olarak sağla ,sağlamaz isen ben kendi politikamı uygularım mesajıdır. Yalnız bu sadece bir Trump politikası değildir. ABD bu uygulamasını 1'inci  Dünya savaşı sonundan beri her alanda uygulamaktadır. Bunu denizcilerin çok iyi bildiği Hague Rules’ın ortaya çıkmasına neden olan 1893 Harter Act uygulaması, 2009 Rotterdam Kurallarının Oluşturulması, Gemi Yakıtlarındaki Sulfür Kontentinin düşürülmesi , Balast Water Management System  ve Gemi İnşaya Devlet Yardımlarının disipline edilmesi gibi her hususta yaparak ‘’ya dünya olarak bunu düzenleyin yada ben tek başıma ulusal yasa ile kendi alanımda bunu uygulayacağım’’ tehdidi ile sonuç almıştır. Bundan sonra ABD nin WTO’ yu çok sıkıştıracağı konuşulmaya başlanmıştır. Yada WTO korumacı önlemleri ile ABD yi sıkıştıracaktır. Ancak gözden kaçan bir husus WTO’nun geçtiğimiz günler içinde’’ Uluslararası Ticareti Kolaylaştırma Anlaşması ‘’2/3 olan yeterli kabulü sağlayarak yürürlüğe girmiştir.  Bu anlaşma ticaret üzerindeki düzenlemeleri hafifletecek ,gümrük uygulamalarını kolaylaştıracaktır. Bunun dünya GSYIH artışına %0.5 katkı sağlayacağı ve Dünya küresel ticaretinde 1 Trilyon USD’lik artış yaratacağı beklenilmektedir.  Şimdi bu yeni oluşum ile Trump’ın içine kapanık politikası uyum sağlamamaktadır. Aslında bu anlaşma içinde bir çok konuda köşe yapan ülkede Trump'tan ayri olarak ABD olmuştur. Bu ABD uygulamasının başka bir örneğidir.

Önce bir konuda şikayet ederek bir uluslararası anlaşma oluşması talebini  ortaya koymakta sonra, bu gerçekleştiğinde kendi bazı hususlara muhalefet etmekte ve sonuçta yapılmasına ön ayak olduğu anlaşmaya taraf olmamaktadır. Bu birçok anlaşmada böyle olmuştur.

Trump 1 Trilyonluk alt yapı yatırımlarını 10 yıl içinde gerçekleştireceğini vaat etmiştir. Ama nasıl yapacağını belirtmemiştir. Bu söylemin seçimlerde vaat ettiği ile arasında hiç bir fark yoktur. Ancak o tarihten beri bu konuda hiç bir somut yaklaşımda olmamıştır. Bunun finansmanı nasıl sağlanacaktır, bu konular henüz açık değildir. Ancak bir niyet söz konusudur. Trump burada ben dünyanın lideri ve koruyucusu olmayacağım demekte, Irak vb gibi yerlere düzen getirmek nedeni ile 6 Trilyon USD harcandığını ,bu para ABD’nin kendi içinde harcansaydı ABD’nin ihya olacağını ileri sürmektedir. Ancak bir taraftan da bundan farklı söylemler geliştirmektedir.

Savunma harcamalarını %9.5 artış le  54 Milyar USD ‘ye yükselteceğini belirtmiştir.  Ancak detayları hakkında bilgi vermemiştir. Bu somut ve önemli bir husustur. Cumhuriyetçilerin politikası olarak savunma harcamalarını 700 Milyara kadar genişletebileceğinin sinyalini vermektedir. Burada da sanırım askeri donanmaya ağırlık verilecektir. (Seçim vaatlerinde zaten bunu belirtmiştir)

Yorumcular bunu Trump ve ekibinin %3 büyüme ve 25 milyon yeni iş vaat etme  sloganının gerçekleşmesinde verimliliğin ve iş gücüne katılımın artırılması gibi 2 temel sorunun halledilmesi gerektiğini ,bunu ise ancak savunma sanayi yatırımları ile gerçekleştirebileceğini  ve bu nedenle savunma harcamalarını artıracağı şeklinde yorumlamaktadırlar.

Bu konu gemi inşa sanayinin gelişimi, gemi inşa sanayi üzerinden inovasyon yaratılmasının ve GSYIH artışına katkı  sağlanması bakımından Türkiye’nin de üzerinde durması gereken bir husus olmaktadır.(Bkz  Bir Ülkenin Ulusal Para Değeri İle Ulusal Askeri Donanma Gücü Arasındaki İlinti Harun Şişmanyazıcı )

Bu Ekonomik  Karmaşıklık Endeksi  bakımından da önemli bir husustur. Ülkelerin ekonomik üretim yapılarının yetkinliği, gelişmişlik, rekabetçilik ve dolayısı ile büyüklük durumu için bir gösterge olan karmaşıklık endeksi;

Bir ülkenin üretim yelpazesinde ne kadar farklı bilgi ve yetkinlik kullanılarak oluşturulmuş ürünler olduğuyla ilgilenen, aslında ülkelerin ekonomik üretim yapılarının bileşenleri olan bilgi ve yetkinliği ölçmeyi hedefleyen bir metodolojidir.  Harvard Üniversitesi akademisyenleri Ricardo Hausmann ve César Hidalgo tarafından 2000’lerin sonlarında geliştirilmiş olan bu yöntemin, bir ülkenin ihraç ürünleri gaminin üretim yapısını yeterince yansıttığı varsayılmakta ve bu düzeyler birer endeks olarak hesaplanmaktadır. Bu düzeylere ulaşmak için birbiriyle bağlantılı iki ölçüt üzerinden gidilmektedir:

1) Ülkelerin ‘çeşitlendirilmişliği’, yani bir ülkenin kaç farklı üründe asgari düzeyde ihracat yaptığını göstermesidir . Bu asgari düzey, bir ülkenin toplam ihracatı içinde belli bir ürünün payının, o ürünün dünyadaki toplam ihracat tutarının küresel toplam ihracat içindeki payına oranı olarak tanımlanan ‘Açıklanmış Mukayeseli Üstünlük’ oranı ile belirlenmektedir.

2) Ürünün kaç ülke tarafından – aynı asgari düzeyde - ihraç edildiğini gösteren ‘yaygınlığı’ kavramı.(Bkz Ekonomik Kargaşalık Nedir- Simge Seven)

Bu İndekse göre Kore, Çin ve Tayland yükselirken, Rusya, Brezilya ve G.Afrika gerilemekte ve Yükselişte olan ülke olarak ayrışarak orta gelir tuzağı bakımından sıkıntı arz etmektedir.

Bu nedenle Türkiye’de gemi inşa sanayinde savunma sanayi için üretilen gemi ve malzemeler yada üretilen teknoloji bazı ürünlerde Türkiye’nin kg başına ihraç ürünü değerinin %200-300 katı olabilmektedir. Gemi inşa sanayindeki niş projelere bu bakımdan yaklaşmak  ve ağırlık vermek yararlı olacaktır. Hatta Gemi İnşa Sanayinin diğer ürünlerinin de bu bakımdan değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

Obama Care ile ilgili olarak ise TRUMP  bundan kurtulmamız gerekir demektedir. Ekibi ise bunun iyileştirilmesini istemektedirler. Aslında Trump bu konuda hiç bir şey yapmıyor ,yada bir politika üretmiyor değildir.  Sigorta Şirketi CEO’ları ile görüşmekte ,birlikte bu işe bir çözüm bulmaya çalışmaktadır. Onlardan bu konuda iş birliği beklemektedir.  Aslında bu husus Trump iktidara gelmese de Clınton’un önüne gelecek  olan gündemdeki bir sorundur. Bu sistemin  mevcut uygulama şekli ile sigorta şirketleri zarar etmekte ve bu sistemden çıkmak istemektedirler. Çünkü normalde sağlık sigortasında bir hastalığınız varsa sigortanın onu karşılamaması gerekirken bu sistem onlara da teminat sağlamakta, serbest kayıt sistemi uygulanmakta insanlar hastalanınca gelip sisteme dahil olmaktadırlar .26 yaşına kadar olan gençleri de kapsam altına almaktadır. İşçilerin hepsi bu sisteme dahil olmaktadır. Bu sistemde devlet desteği ve yardımı bulunmakta ancak sigorta şirketleri üstünde çok opsiyonlu olmayan bir uygulama ile baskı yaratılmaktadır. Bu sisteme dahil olan vatandaşların bir kısmı memnun olmakta bir kısmı ise dahil olmak istemedikleri halde dahil olmaktan hoşnut olmamaktadırlar. Trump kendi de ifade ettiği üzere sonradan bu planının yada uygulamanın çok karmaşık bir iş olduğunun farkına varmıştır. Bunu toptan ilga etmek ise çok kolay olmamaktadır. Diğer taraftan sigorta şirketleri için problem olan  Obama Care ile sağlanan avantaj ve hakların aynen devam edeceğine söz vermektedir. Kısaca bu kolay halledebilecek bir şey değildir.

Vergi konusunda şirketlerin vergilerini düşüreceklerini orta sınıfın vergi yükünü azaltacağını belirtmiştir. Ancak bunlarda yeni söylemler değildir. Tüm bunlar daha önceki yazılarımda belirtilmiştir. Şirket vergilerinde %5 ‘lik düşme ABD borsasında %4 artış sağlamaktadır. Ancak bu yapılırsa bu gerçekleşmektedir. Şimdilik sadece niyet belirtilmekte, ancak detayı hakkında bilgi verilmemektedir.

Şimdi taktir edileceği üzere yukarıda sözü edilen TRUMP söylemlerinin hiç biri ABD sermaye piyasasını coşturacak USD indeksinin artmasını sağlayacak hususlar değildir. Trump  Bunları sürekli söylemektedir.

Bazı FED Başkanlarının şahin söylemlerinin borsayı coşturduğu iddia edilmektedir. Örneğin NEWYORK Fed başkanı Dudley  konuşmasında  ‘’fairly soon ‘’ifadesini bir hafta sonra yada 1 ay sonra yada iki ay sonra anlamını taşır şeklinde ifade etmiştir.  Tutanaklar açıklandığında piyasalar bunu Mart ayında faiz artırımı masada diye aynı yönde yorumlamışlardır. Yani bu açıklamada da daha öncekilerden bir fark görülmemektedir.  San Francisco Başkanı John Williams ve diğerleri ortalama ve genel olarak faiz artırımının biran önce yapılması gerektiğini, şartların faiz artırımı için daha önce hiç olmadığı kadar iyi olduğunu bu hemen yapılmaz ise gelecekte çok daha agresif faiz artırımı yapmak zorunda kalacaklarını beyan etmişlerdir. R.S Kaplan da şahin bir konuşma yapmıştır.

Oysaki daha önce de buna benzer ancak tonu yakın gelecekte faiz artırımı için daha zayıf olan ve Mart ayındaki istihdam ve enflasyon verilerini görerek karar vereceklerini beyan etmişlerdi.

Buna göre de Mart ayında faiz artırımı ihtimali %34’lerde idi, bu söylemlerden sonra bir anda kademeli olarak artarak %80’lere yükselmiş dolar indeksi buna paralel yükselmiş ve USD TL dahil yabancı para birimleri karşısında (özellikle gelişme yolundaki ülkeler para birimleri ve Euro )değer kazanmış Euro indeksi  86.30 olmuştur. Türkiye’de 1 hafta önce gerileyen dolar paritesi kritik eşik  seviyesini aşarak 3.80 dayanmıştır. Buna göre FED’in Mart ayında faiz artış ihtimali şimdiden fiyatlanmaktadır. Ancak burada bundan daha önemli olan FED Faiz artırımı dışındaki hususlardır. Suriye’deki olaylar ve burada Türkiye’’nin takınacağı tavır ABD ile fikir ayrılığı ,ya da Rakka operasyonun nasıl yapılacağı hususunda anlaşma sağlanamaması bazı haberlere göre  son 2-3 gün içinde Türkiye’den 2.5 Milyar USD çıkmasına neden olmuştur.

 Aslında  Merkez Bankasının şimdiden proactif önlem alıp Mart ayında faiz artırımına hazır olmak gerekmektedir. Hükümet kanadından  yapılan söylemler .

Mart ayında faiz artırımı olsa bile Merkez Bankası toplantısı bundan sonra olacağı için durumu görüp ona göre önlem alınacaktır. Merkez Bankası sadece FED faiz artırımını değil işsizlik, enflasyon  gibi hususları da dikkate alarak gereğini yapacaktır söylemi tonu itibari ile bana biraz zayıf gelmiştir.

Benimde düşüncelerini paylaştığım birçok analist referandum öncesi USD’ nin TL karşısında aşırı değerlenmesine müsaade edilmeyeceği kanısındadır. Ancak bunu yapmak için ise rezervleri kullanmaktan çok, daha önce başarılı şekilde uyguladığı diğer enstrümanlar ile olaya müdahale edilecektir. Burada en makul olan ,diğerleri meyanında faiz koridorunun üst bandını yükseltmek  ve TL miktarını sıkılaştırma politikasını devam ettirmek olacaktır. Bu ise hedeflenen diğer hususların gerçekleşmesini etkileyebilecektir. Kısaca iç sorunlarımız değil dış etmenler de bizi etkilemektedir. İnandığımız husus Türkiye’nin ekonomi kadroları ve bürokratları elinden ne gelirse ve mantıklı olan ne ise onu mevcut imkanlar tahdında yapacaklardır. Bana göre FED faiz artırımı yaptıktan sonra iç koşullar, siyasi ve jeopolitik konjonktür bir sıkıntı yaratmaz ise dolar artacağına düşerse hiç şaşırmamak gerekecektir. Bunu tersine çevirecek husus  enflasyon ve jeopolitik risklerdir. Bu konuda ise önümüzdeki 3 ay iki haneli enflasyon beklenmektedir. Ocak sonu  TUFE yıllık 9.22 ,UFE İSE %13.69 olmuştur. Tüfe’nin Şubat enflasyonu olarak piyasa beklentisi bazı tamamı ile tersi hesaplamalar olsa da genel beklenti 0.5-0.6 artış ile %9.7 %9.8 ler seviyesidir. Eğer enflasyon böyle gerçekleşir ise  Mart ayında yapılacak  bono tahvil ihalelerine  dışarıdan alımın pek fazla olmayacağı düşünülmektedir.  Son yıllarda yabancılar borsaya girseler de ve borsadaki payları artsa da( %63-65 ), Bono tahvil piyasasında  payları sırası ile %30, %25 derken  %10 a düşmüştür.  Yabancılar bono/tahvil piyasasında 5 yıl ve üstüne ilgi göstermektedirler. Mart ayında açılacak ihalenin sadece biri 10 yıllık tahvil ihalesidir. (Bu yazı  3.3 2017 saat 13.00 de hazırlandıktan sonra Türkiye’de Şubat ayı enflasyonı açıklanmış ve enflasyon tahminlerin biraz üstünde  TÜFE  %10.13 , UFE ise %15.36 olmuştur.)

Kısaca Şubat ayı enflasyon açıklaması önem taşımaktadır.(Nitekim de beklediğimiz gibi olmuştur)

FED kanadında Mart ayında faiz artırımı konusunda birdenbire ton değişmesi acaba Amerikan borsalarında aşırı coşmanın balonlar oluşturma riskine karşı bir sözel yönlendirme midir?

Eğer böyleyse bu tam tersi durum yaratmıştır. Madem ki FED faiz artırımı yapacaktır. O halde ABD ekonomisi iyidir ve iyi olmaya devam edecektir, şirketlerde kar edeceklerdir düşüncesi ile yatırımcı  borsaya girmekte aynı algı gelişme yolundaki ülkelerde de olup dünya borsaları coşmaktadır. Kısaca söylemlere bakılarak beklentiler fiyatlanmakta ,buna göre hane halkı parayı tutacağına harcamakta ,ABD ‘deki bu canlanma ve iç talep USD’nin diğer paralar karşısında değer kazanması nedeni ile ithalatı artırmakta bu ise diğer ülkelerin ABD ye ihracat artışı olmaktadır. Emtia ve özellikle petrol fiyatlarındaki iyileşme bunları üreten ve ihraç eden ülkelere rahatlama getirmektedir. Tüm bunların ortalaması ise küresel ekonomide bir canlanma yaratmaktadır. Ancak ciddi yapısal bir değişim henüz  ortada bulunmamaktadır.

Yani şikayet edilen Trump görülmektedir ki beklenenin tersine daha somut  iyi yada kötü (bir iki husus dışında) bir şey yapmadan ABD ve dünya ekonomisinin geleceği ile ilgili olumlu algıyı, tüketici ve üretici güven indeksini artırmış ve iyi bir momentum yakalanmasına katkı sağlanmıştır. Ancak bunun kısa vadeli olduğunu uzun vadeli olmadığını da unutmamak gerekmektedir.

Firma karlarına baktığımızda küçük ve orta ölçekli işletmelerin karlarında %12’lik bir iyileşme görülmüştür. Bunların detayına aşağıda değinilecektir. Kısaca aman aman bir karlılık mevcut değildir.

ACABA BU DURUM GERÇEK BİR KÜRESEL İYİLEŞMEMİDİR YOKSA ÖLÜM ÖNCESİ GÖRÜLEN GEÇİCİ BİR  RAHATLAMAMIDIR. BUNU ZAMANLA GÖRECEĞİZ ,ANCAK HİSSETTİĞİM KÜRESEL EKONOMİ DE ABD KAYNAKLI BİR PLASEBO ETKİSİ YAŞANMAKTADIR.

Buradaki iyimser havanın kısa vadeli olduğunu düşünmekteyim. Uzun vadeli bir kalıcı etki olsaydı ABD 10 yıllıklarının faizi 2.60 ,2.70’lere çıkardı, oysa böyle olmamaktadır. Fed’in bu yıl içinde kademeli olarak  3 defa hatta son günlerde 4 defa faiz artırımı yapabileceği söylemleri bile 10 yıllık tahvillerde değil kısa vadelilerde etki yaratmıştır.  Bu nedenle de borsa Fed’in faiz artırım söylemlerinden negatif olarak etkilenmemektedir. Borsanın bu yönde etkilenmesi için 10 yıllık ABD tahvil faizinin 2.60 -2.70 olması gerekmektedir. (Sn Fatih Keresteci ve diğer bazı analistlerin hepsi  bu bakımdan 10 yıllık ABD tahvillerinin takip edilmesini ileri sürmektedirler.)

10 yıllık ABD tahvil faizi biraz artarak şu  an 2.482’lerde seyretmektedir. Bir artış olmakla beraber çok fazla değildir. 5 Yıllıklar 2.014 3 yıllıklar ise 2 yıllıklar ise 1.313 civarındadır.  10 yıllık tahvil faizi ve borsanın aynı anda yükselmesi ancak 10 yıllıklarda artışın fazla olmaması biraz da uzun vadeli beklentilerin çok iyi olmamasından kaynaklanmaktadır.(Nitekim bu yazımızı hazırladıktan sonra aynı Akşam Yellen yaptığı konuşmada bizim yukarıda söylediğimiz gibi istihdam ve enflasyon verilerinin iyi gelmeye devam etmesi halinde Mart  ayında faiz artırımının uygun olacağını, bunun kademeli olacağını ve  ekonomide umulandan farklı  ve ters durumların yaşanmasında sıkılaştırmanın son iki yıl görüldüğü gibi yavaş olmayacağını belirtmiştir.)

Ne demek istediğim Şubat ayı PMI verileri üzerinden yaptığım incelemeye göre tarafınızdan da anlaşılabilecektir.

Yani bir verimlilik artışı yoktur, saat başı ücretlerde bir iyileşme ABD dahil mevcut değildir. Olsa bile çok azdır. Evvelce gelecek ile beklenti kötü olduğundan , bastırılan satın alma iştiraki ve elde tutulan para  şimdi tam tersi bir algı ile harcanmakta ve canlılık yaratmaktadır. Sonuç olarak eğer mesele FED’in faiz artırımı ise bu Yellen’in konuşmasından sonra  kesinlik kazanacak olmakla beraber, Yellen eğer faiz artırımı yapılacak ise piyasayı hazırlamak için şahin söylemlere iştirak edecek ve bu söylem USD’de şimdikine  ilave bir yükselme ile fiyatlanacaktır. Geçmişte de hep böyle oldu, her sahin konuşma da ilave bir fiyatlama ile USD değer kazanmıştır.(Nitekim düşündüğümüz gibi olmuştur.)

Sonuç olarak bana göre Mart ayındaki gerçek 25 baz puanlık faiz artırımından sonra piyasalar buna yukarıda söylediğim gibi çok reaksiyon vermeyecek ve ABD 10 yıllıkların faizine bakacak ve gelecek faiz artırımlarına TRUMP uygulamalarına odaklanacaklardır.

BELLİ BAŞLI ÜLKELERİN ŞUBAT AYI PMI VERİLERİ ;

G.KORE,

İmalat Sanayi Satın Alma Yöneticileri İndeksi  yani kısaca PMI (50 üstü genişleme /50 altı daralmadır) Ocak ayındaki 49 puandan biraz yukarı çıkarak 49.2 olmuştur. Ancak buna rağmen daralma bölgesinde kalmıştır. Üretim yeni işlerdeki azalma nedeni ile biraz gerilemiştir. Güney Kore’nin imalat sanayinde 7 aydır süren bir daralma olmuştur. Ancak daralma hızı düşmüştür. Sanayi üretimindeki   bu zayıflamanın  nedeni iç talep ve dış talepteki daralmadan kaynaklanmıştır.

Yeni işlerdeki azalma nedeni ile belli başlı firmalar ellerindeki işleri tamamlamaya devam etmişler ve istihdam ettikleri işçi sayısını 6 aydır sürekli olarak azaltmışlardır. Firmalar stok seviyelerini de düşürmeye devam etmektedirler. Ön yani input (girdi)envanteri ve output (mamul madde )envanteri Şubat ayında düşmüştür. Yeni işlerdeki  yeni ihracat talebi iki aylık artıştan sonra Şubat ayında gerilemiştir. Bunun nedeni JAPONYA, ÇİN ve ABD den gelen talepte azalma olmasıdır. Ortalama maliyet yükselmesi Şubat ayında da kurlardaki G.Kore Won’un değer kaybetmesi yani   buradaki bozulma nedeni ile gerçekleşmiştir. Ancak Ocak ayındaki 71 ayın en yüksek enflasyon oranı biraz azalmıştır. Firmalar satış fiyatlarını artırmışlardır. Geçen ayın Aralık ayından beri her ay fabrika çıkış fiyatları artmaktadır. Olumluluk hassasiyeti Ocak ayından beri düşmekte olup uzun dönem ortalamasının altına inmiştir.

KISACA KORE de işler şimdilik iyi gitmemektedir.

MEKSİKA;

Üretim miktarı daha zayıf yeni sipariş artışı nedeni ile durgunluğa girmiştir. Fabrika çıkış fiyatı artışı 5 yılın en üstüne çıkmıştır. Girdi stokları  3.5 yılın en hızlısı olarak azalmıştır.

Buradan da anlaşılacağı üzere ; İmalat Sanayinde işler kötü gitmektedir. Yeni işler yada siparişler bakımından 2013 yılından beri en kötü ikinci zayıf ay olmuştur. Düşen talep ,üretim miktarı ve girdi miktarlarını etkilemiş ,buda stok alımlarında hızlı bir düşme yaratmıştır.

İhracat artmış fakat iç talep azalmıştır. PMI  50.8 iken Şubat ayında 50.6 puan olarak 3 yılın en düşük seviyesi olan 50.2 ye çok yakınlaşmıştır. Talepteki düşüş iş gücü piyasasını negatif etkilemiştir. Stok alımları da durmuştur.

Meksika’da da işler henüz daralma bölgesinde olmamalarına rağmen iyi değildir.

ABD

-Üretim Ocak ayının 22 aylık zirve seviyesine göre biraz düşmüştür.

-Güçlü iç talep Şubat ayında ihraç satışlarındaki azalmayı kompanse etmiştir.

-Fabrika çıkış ücretleri maliyet enflasyonundaki artış nedeni ile yükselmektedir.

Şubat ayı yükselmesi  2017 başına göre biraz zayıf olsa da ABD de imalat sanayi  yükselmeye devam etmektedir. Yükseliş trendinde bu kısmi zayıflama Ocak ayının 28 aylık zirve seviyesi olan yeni iş artışında biraz zayıflama olması ve bunun sonucunda üretim miktarında daha yavaş bir artıştan kaynaklanmıştır.

Bununla birlikte envanter seviyesinde sürdürülebilir bir artış olmaktadır. Bunun nedeni ise daha fazla müşteri talebi olacağı düşüncesi ile  üretim artışının gerçekleştirilmesinden Kaynaklanmaktadır.(Yukarıda söylenildiği üzere muhtemel olasılıklara göre hareket edilmektedir.)

Sezonsal olarak ayarlanmış Markit nihai ABD Şubat ayı İmalat Sanayi Satın alma Yöneticileri İndeksi 22 ayın en üst noktası 55.0 dan Şubat ayında 54.2’ye düşmüştür. Hala genişleme alanında olmasına rağmen indeks biraz düşmüştür. Sonuç olarak buda ortalama Q1 (İlk çeyrek okumasını)imalat sanayi indeksinin son iki yılın en yükseği olduğunu göstermektedir.

İmalat Sanayi üretimi  2016 Haziran ayından beri her ay yükselmektedir. Buda içeride tüketici güven indeksinin yüksekliği ve geleceğe dönük beklentilerinin olumlu olmasından ve bunun sonucu iç talebin artmasından kaynaklanmıştır. İmalatçılar bu nedenle tamamlanmış ürün envanterlerini artırmışlardır.

Küçük ve orta ölçekli şirketlerin karları %12 olarak gerçekleşmiştir.

Post Production stokları 5 ayın en yükseğine ulaşmıştır. Buda 2015 ortasından beri en uzun envanter artırma süreci olmuştur.

Bununla birlikte Şubat ayında  yeni işlerde artış 2017 başına göre göreceli olarak biraz mutedil olmuştur.

İç  piyasadaki iktisadi koşullar iyileşmekte  olup enerji  sektörü müşterilerinde görülen daha fazla yatırım harcamaları imalat sanayindeki bu müspet durumu   desteklemiştir.

İç piyasadaki bu olumlu hava  ve iç talep USD’nin diğer para birimleri karşısında değer kazanması nedeni ile Şubat ayında neredeyse durma noktasına gelen ihracat siparişlerindeki azalmayı dengelemiştir.

İmalatçılar artan talebi karşılamak için yeni iş gücü istihdam etmişlerdir. Bir çok bölgede istihdam artmıştır. Ayrıca imalatçıların satın alma faaliyetleri de  yükselmiştir.

Bununla birlikte yeni iş yaratma kabiliyeti 2016 yılı sonunda görülen 18 ayın en üst noktasına göre biraz yumuşamıştır.

İstihdam seviyesindeki artış bekleyen işlerde azalmaya yol açmıştır. Ancak saat başı ücretlerde artış çok yavaş olmuştur.

Üretim artışı girdi talebinde de artış yaratmıştır. Ocak ayına göre biraz düşük olsa da  Şubat ayında girdi fiyatlarında da artış yaşanmıştır. Şubat ayında artış hızı düşse de devam eden artış ile  ortalama maliyet artışı 2.5 yılın en üst noktasına erişmiştir.

Şubat ayında ham madde fiyatlarındaki bu mutedil artış fabrika çıkış fiyatlarında biraz yükselme yaratmıştır.

Şubat verileri İmalat Sanayinde hafif  bir soğumaya işaret etmektedir. Fakat uzun dönemli bir yavaşlamanın başlangıcına işaret etmesi bakımından bu yönde bir şey söylemek için çok erkendir.

Bu son yavaşlamaya rağmen ,emtia üretimi sektörü hala son iki yılın en iyi çeyreğini oluşturmaktadır.

ABD ‘de  FED’in Mart ayında faiz artırım ihtimalini güçlendiren  diğer hususlar yada olumlu gelişmeler ;

-FED vadeli kontratlarında hızlı ve önemli artış yaşanması.

- Amerika ISM’ın  ŞUBAT ayında yükselerek 56 dan 57.7 olması. Bu talep ve satışların güçlü olduğuna işaret etmektedir. Gelecek ile ilgili beklentiler olumludur.

-Tüketici harcamaları %3 artmıştır. Yatırım ve kamu harcamalarında aynı performans görülmese de tüketici harcamaları yukarıda söylenen gelişmeyi yaratmıştır

-Son 10 yılın en düşük işsizlik baş vurusu gerçekleşmiştir.

EURO  BÖLGESİ

Euro bölgesi İmalat Sanayi PMI ‘ı Almanya, Hollanda ve İtalya’daki  imalat sanayi PMI’ındaki önemli artışlar ile 70 ayın en yüksek değeri olan  55.4’ e yükselmiştir.

İmalat Sanayi üretimi ,yeni siparişler ve istihdam Yunanistan hariç Euro bölgesinde önemli ölçüde artmıştır. Buna karşın fiyat artışı baskısı çoğalmaktadır.

Şubat  ayı itibari ile bazı Euro Bölgesi Ülkelerinin PMI değerleri  aşağıdadır;

Hollanda      58.3 (70 ayın en yükseği)

Avusturya    57.2 ( 2 ayın düşüğü)

Almanya      56.8  (69 ayın yükseği)

İtalya            55      (14 ayın yükseği)

İspanya       54.8   (3 ayın düşüğü)

İrlanda        58.8   ( 3 ayın düşüğü)

Fransa         52.2    (3 ayın düşüğü)

Yunanistan  47.7   (2 ayın düşüğü)

Euro bölgesi üretim artışı bakımından, sipariş artışının son 6 yıldır en güçlü olduğu dönem olmuştur. Burada  giderek artan bir momentum yakalanmıştır. Şirketler mevcut duruma göre önümüzdeki süreçte iyi bir dönem beklemektedirler. Firmalar bu yıl gelecek için çok olumlu beklentilere sahiptirler. Bu olumlu hava bölgedeki borç krizinden bu yana en yüksek düzeye çıkmıştır.  Şirketler ülke içi ve ihracat piyasasında olumlu bir talep artışı beklemektedirler.

 Bunun nedeni zayıf Euro olmaktadır.( Ancak TRUMP da bundan rahatsızdır.  Ulusal paralarının değerini  USD karşısında düşük tutan ülkeleri kur manipülatörü olarak suçlamaktadır)

Mevcut yükselen talep ile ,imalatçılar politik belirsizlikten sakınarak sakin bir şekilde işlerini artırmaktadırlar.

İstihdam artışı Euro bölgesi tarihinde görülen en üst noktaya çıkmıştır.

Yunanistan hala daralma bölgesinde olup, Hollanda, Avusturya, ve Almanya  imalat sanayi hızla büyümektedir.

Fiyat noktayı nazarından meseleye yaklaştığımızda daha yüksek emtia fiyatları ve düşük Euro ithal maliyetlerini başka bir deyişle girdi maliyetlerini yukarı taşımaktadır.

Fakat diğer taraftan bir çok malda talep arzı aştığı için çekirdek enflasyon baskısı yükselmektedir.

Yukarıdan da görüleceği üzere Euro bölgesinde işler kötü değildir. Ancak Dış ticaret dengesi bakımından meseleye yaklaşıldığında bir çok ülke Euro Bölgesinde ve AB içinde dış ticaret açığı vermektedir. Fransa da bundan mustarip olanlar arasındadır. Almanya ,İrlanda ,İtalya , Hollanda vb ticaret fazlası vermektedirler. İspanya, Portekiz Yunanistan ve diğerleri ise dış ticaret açığı verenler kısmındadırlar.

Dış ticaret açığı veren ülke halkları AB den çıkma eğiliminde olup ,bu hissiyat giderek artmaktadır. Bu ülkelerde sağ ırkçı partiler giderek popüler olmaya başlamıştır. İspanya ,Yunanistan ,Portekiz gibi ülkelerde ise sol partiler AB den çıkma niyetini taşımaktadırlar. Bu oluşumlar,  bankacılık krizi , Yunanistan’ın durumu AB içindeki  sıkıntılar olmaktadır. Bu gibi durumlar  ve Yunanistan krizi  aşağıda belirttiklerimle birlikte Euro ‘nun zayıflamasına yol açmaktadır.

Euro bölgesi açısından diğer önemli olan husus enflasyonun tırmanmaya başlaması ve hedef olan %2 ye yaklaşmış  ve üstüne çıkma eğilimi kazanmış olmasıdır. Bu husus aşağıdaki Chart’da görülmektedir. Bu nedenle  Almanya ve bazı Euro ülkelerinde piyasanın çok gevşek olması nedeni ile  piyasanın sıkılaştırılması ihtiyacı duyulmaktadır. Bu nedenle Avrupa Merkez Bankasının faizleri artırması ,parasal genişlemeyi durdurması gerekmektedir. Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler için ise durum tam tersidir. Onlar için genişlemeci para politikası gerekmektedir. Çünkü hala işsizlik oranı çok yüksektir. Genç işsizlik oranı %50’lerdedir. Yani hem yüksek işsizlik ,Yunanistan da olduğu gibi – büyüme,  yada Portekiz vb gibi ülkelerde %0.6 büyüme, büyük dış borç ve kamu borcuna ilave şimdi birde yüksek enflasyon ,İtalya’daki bankacılık sorunu ,dış ticaret açığı yada fazlası olarak bir ayniyetin olmaması ülkelerin ayrışmasına yol açmakta buda her ülkeye  uygun bir politikanın tatbiki bakımından ciddi bir sorun yaratmaktadır.  Yunanistan’da enflasyon %1.2 olmuştur.  Fransa’da da 1.2 dir.  Almanya da ise %2.2 olmuştur. Bu durum  Almanya için bu bakımdan bir sıkıntının işaretidir.

ingiltere.jpgİNGİLTERE

İngiltere İmalat sanayi PMI’I Şubat ayında biraz düşerek Ocak ayındaki 55.7 puandan 54.6 ya düşmüştür. Fakat taktir edileceği üzere İngiltere de PMI bakımından  genişleme bölgesindedir.

-Üretim ve yeni siparişler güçlü bir şekilde ancak yavaşlayan bir oranda artmıştır.

-Fiyat enflasyonu baskıları artış yönünde devam etmektedir.

Yeni siparişler Şubat ayında 9’uncu başarılı ay olarak yükselmiştir. Bu artış Avrupa’nın asli ülkeleri ,USA ,Asya ,Avusturya ,Kanada ve İrlanda’ya yapılan satışlar nedeni ile artmıştır. Yeni siparişlerde iç talep artış hızında yavaşlama olsa da ihracat siparişlerindeki artış bunu telafi etmiştir.

İmalat sanayi PMI artışı uzun dönem ortalamasının çok üstünde gerçekleşmiştir. Yeni işlerdeki artış ülke içi ve dışı talep artışından kaynaklanmıştır. Ülke dışı talep artışı ise zayıf sterlin nedeniyle ortaya çıkmıştır. MARKİT /CIPS satın alma yöneticileri INDEKSİ(PMI) Şubat ayında  3 ayın düşüğü olarak 54.6 olmuştur.

Aralık ayındaki 2.5 ayın en yükseği olan değerden Ocak ayındaki düşüşe ilave bir düşüş yaşanmıştır. Bununla birlikte uzun dönem ortalaması olan 51.6 nın üstünde gerçekleşmiştir.

İmalat Sanayinde güçlü artış 3 ürün gurubunda görülmüştür. Bunlar Tüketici ürünleri, ara ve yatırım malları olup ,yatırım mallarında aşırı bir artış görülmüştür.

ÇİN

Caixian Çin İmalat Sanayi İndeksine göre imalatçılar Şubat ayında Çin imalat sanayinde tüm dallarda güçlü bir artış olduğunu belirtmişlerdir.

Yeni işlerde artış, 2014 Eylül ayından beri ihracatta yeni işlerde görülen en hızlı artıştan kaynaklanmıştır. Baltik dryındex 1000'in altında 904'tee olsa da time charter rateler artış göstermiş ve yükselme trendine girmiştir. Bu da Mart ortası yüklemelerinin fazlalığına işaret etmektedir.

Buradan hareketle Mart ayında da  Çin PMI ‘nın iyi olabileceğini tahmin edebiliriz. Ocak ayından itibaren nispeten zayıflamakla beraber girdi fiyatları artışı güçlü kalmaya devam etmiştir. Firmalar Mayıs 2015 den bu yana gelecek ile ilgili olumlu beklentilerini en üst düzeye çıkarmışlardır.

Mevsimsel olarak ayarlanmış PMI 51.7 olmuştur. Ocak ayında 51'di.

Dışarıdan gelip talep yani ihracat siparişleri 2014 Eylül ayından beri görülen en hızlı oranda artmıştır. Yeni siparişlerdeki artış şirketlerin girdi alımları bakımından satın alma faaliyetlerini artırmıştır. Bu genişleme 2014 den beri görülen en büyük artıştır. Sonuç olarak stok alımları Şubat ayında düşük olsa da yeniden artmaya başlamıştır. Bu deniz taşımacılığı için iyi bir gelişmedir. Çünkü her zaman dillendirdiğim gibi Çin yürüyünce denizcilik sektörü de yürümekte, Çin durunca sektör krize girmektedir.

Yukarıdaki durumun tersine imal edilmiş mal  stokları ,Şubat ayında da Ocak ayı gibi ılımlı bir şekilde düşmüştür.

Girdi için gelen güçlü talep Şubat ayında bunların teslim sürelerinin biraz uzamasına neden olmuştur.

Şubat ayında şirketler daha düşük iş gücü sayısı bildirmişlerdir.  Bu 2013 Kasım ayından beri her ay görülen bir durum olmaya başlamıştır. Ancak firmalarca  son iki yıldır görülen en düşük işten çıkarma oranı bildirilmiştir.

Yüksek sipariş ve düşük istihdam Şubat ayında tamamlanmamış işlerde biraz artış yaratmıştır. Enflasyon 4 ayın en düşük noktasına ulaşmasına rağmen ortalama girdi fiyatları hızla yükselmiştir.

Daha yüksek malzeme maliyetleri  enflasyonist baskıların ana amili olmaktadır. Firmalar kendi kar marjlarını korumak için Şubat ayında fiyatlarını yükseltmişlerdir.

Güçlü  ihraç satışları ortamında yeni işler hızlı bir oranda artmıştır.

JAPONYA

Japon İmalat Sanayi PMI ‘ı 35 ayın en yükseği olan 53.3 ‘e yükselmiştir. Şubat ayında bekleyen işler Aralık 2015 den beri ilk defa birikmeye başlamıştır. İş gücü piyasası için yeni iş yaratmak Nisan 2014 den beri en üst seviyesine yükselmiştir.

Japon imalat sanayinin sıhhati Şubat ayında yaklaşık 3 yıldır görülmeyen bir hızla iyileşmiştir. PMI anketinde yer alan 6 soruya da verilen cevaplar hep olumlu gelmiştir. Sanırım TRUMP rüzgarı en çok Japonya’ya yaramıştır.  Zaten Trump’ın seçimleri kazanmasından sonra seçim söylemlerine bakıldığında Trump politikalarının Çin’i vuracağı, ancak Japonya’nın ABD ye ihracatını artıracağı ortaya çıkmaktaydı. Nitekim ABE seçim sonrası  derhal  ABD yi ziyaret etmiş ve Trump ile görüşmüştür.

Japonya’da imalat sanayinde Ocak ayından beri bir iyileşme gözlenmektedir. Büyüme yeni siparişlerde olmuştur. Yeni siparişlerde geniş tabanlı olarak işlerin tıkırında gitmesi 14 aydır ilk defa bekleyen işlerde ilk birikmeyi yaratmıştır.

Daha da ötesinde  Şubat ayında güçlü talep ortamında firmaların üretimlerinde 35,istihdamlarında ise 34 ayın en hızlı artışı yaşanmıştır.

Japon eşya üreticileri bu iyi yöndeki gelişmeyi desteklemektedirler. Sektör gelecek bir kaç ay daha  hızlı büyümesine devam edecek gibi gözükmektedir. ‘’ İş ortamı güveni’’ Şubat ayında 4.5 yıllık tarihi serinin ikinci büyük noktasına ulaşmıştır.

SONUÇ,

Yukarıdan da görüleceği üzere küresel anlamda  bütün piyasalarda bir iyimserlik havası yaşanmaktadır. Buda tüm borsalara olumlu yansımaktadır. Dün ve bugün açılan Uzak Doğu borsalarında hatta Avrupa borsalarında bu hızlı rally den sonra bir düzeltme yaşanmıştır.

FED’in Mart ayında faiz artırma oranı en üst düzeye çıkmıştır. Bu gün (3.03 2017) Yellen’in ve Fisher’in konuşmaları olacaktır. Burada piyasanın fiyatladığı ve kabul ettiği algıdan daha farklı bir şey söyleyeceklerini tahmin etmiyorum.(Nitekim böyle olmuştur)  Zaten bana göre Mart ayında faiz artırımı çoklukla fiyatlanmıştır. MART ayında faiz artırımı yapılmaması için Amerika tarım dışı istihdam verisinin kötü gelmesi gerekir ki, buna çok fazla ihtimal verilmemektedir.  Şu an ABD de  ABD 10 yıllıklarının faizinin çok fazla yükselmemesi ,borsanın ise coşması temkinli bir canlanma olarak Yellen’in işine gelen bir durum olmaktadır.  Bu günkü konuşmalarda mevcuda göre çok farklı bir algı yaratılabileceğini düşünmüyorum.(Bu yazı Yellen konuşmasından önce hazırlanmıştır.)

Türkiye de ise USD/TL paritesi 3.70 in üstüne çıkmıştır. Burada 10-15 kuruşluk  bir köpük olduğunu düşünmekteyim. Bu köpük FED in faiz artırımından değil ,son günlerde Suriye ile ilgili gelişmeler ve Türkiye’nin pozisyonun ne olacağı hususundaki belirsizlikten  kaynaklanmaktadır. Şubat ayında  Türkiye’ye önemli para girişi olsa da son 1-2 gündür 2.5 Milyar USD’lik bir para çıkışı olduğu söylenmektedir . Bunun güven nedeni ile çıktığı düşünülmektedir.  Tüm bunlar dikkate alındığında  bana göre FED faiz artırımı TÜRKİYE de şimdiden fiyatlanmış  gibi gözükmektedir.

Gerek Fed etkenli gerekse jeopolitik etkenli olarak biraz daha yükselse bile tekrar geri gelerek 3.50-3.60 yada 3.62 bandına oturacak gibi gözükmektedir. Ancak daha sonra yeniden FED faiz artırımlarına göre yükselebilecektir. Fakat ABD 10 yıllıkları 2.60’ın üstüne çıkmadıkça şimdilik bu konuda da ciddi bir tehlike görülmemektedir. Türkiye’yi sadece FED faiz artırımı değil çok çeşitli unsurlar etkilemektedir. Bunlardan biri de enflasyondur. Türkiye’de enflasyon oranı bu gün açıklanacaktır(Yukarıda belirtildiği üzere açıklanmış ve tahminlerin biraz üstünde gerçekleşmiştir TUFE %10.13). Bir tek marjinal %0.1 olacak şeklinde tahmin olmakla beraber genel kanı %0.5-0.6 artış olacağı ve yıllık enflasyon oranının (TUFE)% 9.7-9.8  ,çekirdek enflasyonun ise% 7.75 olacağı şeklindedir. Ancak UFE çok daha yüksek olduğundan Hükümetin ekonomiyi canlandırma politikaları sonucu artan talep ile önümüzdeki günlerde üreticiler maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtacaklar buda TUFE yi önümüzdeki aylarda iki haneye çıkartacaktır. %10.5 -11 gibi bir TUFE  değeri kaçınılmaz olacak daha sonra yıl sonuna doğru piyasada beklenen iyileşme olursa düşecektir. Hedef %8’dir.

Son zamanlarda konuşulan diğer bir husus Merkez Bankasının tahvil alımlarını artırması ve bunun acaba Merkez  Bankası parasal genişleme politikası mı uyguluyor sorusunun akla getirmesidir.  Merkez Bankasının bir taraftan kuru baskılamak için TL’yi sıkılaştırırken bunu yapma ihtimali  çelişki olarak yorumlanmıştır . Merkez Bankası açıklama yaparak yıllık 15 Milyarlık tahvil alımını 16 Milyar olarak 2017’nın ilk  2 ayında gerçekleştirmelerinin  hedeflerinden sapma olarak yorumlanmaması  gerektiğini ve önümüzdeki günlerde  vadesi dolanlar  ile yeniden 15 Milyara düşeceğini belirtmiştir. Merkez Bankası kısa vadeli tahvillerden çıkarak uzun vadeli tahvil almaktadır.

Bu yıl Türkiye’nin büyümesi  mevcut şartlar altında %2-2.5 olarak tahmin edilmektedir. Ancak genç nüfus vb dikkate alındığında bu gerçek büyüme değildir. 

Türkiye %4 büyüdüğü zaman bile real de 0 büyümektedir. Türkiye’nin min %5 hatta (artık bize buda yetmeyerek ) mın % 7 ve sürdürülebilir bir büyüme yakalaması  gerekmektedir. Fakat bir türlü buna konsantre olacak bir imkanı ne yazık ki iç ve dış Türkiye’nin gelişmesini  ve huzurunu istemeyen unsur ve  faktörler  yaratmamaktadırlar. Ümidimiz 2017 yılı içinde tüm pürüzleri hallederek ,kalkınma ve büyüme hamlesine geri dönmemiz, şimdi uygulanan kısa vadeli acil eylem planı dışında uzun vadeli rasyonel bir kalkınma ve büyüme hikayesini oluşturarak bunu uygulamaya koymamızdır. Hükümetimiz şu an büyüme için gerekli olan ancak çoklukla birini gerçekleştirirken öbürünü yapmak zor olan hem tasarruf oranının artırmaya ,hem de talebi canlandırmaya çalışmaktadır. Bunu yapmasının nedeni ise ekonominin likidite tuzağına düşmesini ve resesyona girmesini önlemek mülahazası ile olmaktadır. Bunlar can suyu olarak ve kısa vade de alınması gereken  acil önlemler olup, asıl önemli olan bu can suyundan sonra motorun kendi çalışmasını sağlayacak hamlelerdir.

Yukarıda elimizden geldiğince bir iktisadi analiz yapılarak iç ve dış ekonomik durum açıklanmaya çalışılmış ve bazı tahminler yapılmıştır. Ancak çok dalgalı ,her an her şeyin değiştiği bir dönem de yaşamaktayız. Her söylediğimiz, her düşündüğümüz çok kısa süreli geçerli olup, bu söylemleri geçerli ve gerekli kılan şartlar hızla değişmekte ve yazımın başında söylediğim gibi geleneksel korelasyonlar artık işlememekte , mantıksal ve ekonomik değerlendirmelere göre yapılan tahminler tutmamaktadır.  Doğru tahmin yapabilmek için artık çok ileri teknik bilgi, tek düze değil çok yönlü düşünüp her şeyi değerlendirme ve sonra tüm bunlardan arınıp kalan tortu ile insani ve beşeri hissiyatı kullanıp tahmin yapmak gerekmektedir. KISACA BEŞERİ YETENEK VE HİSSİYAT ÇOK DAHA ÖNEMLİ OLMAKTADIR. BURADA İSE TECRÜBE ESKİ YAŞANMIŞLIKLAR, SEBEP SONUÇ İLİŞKİLERİNİ İYİ DEĞERLENDİRİP VERİLERİ DOĞRU  OKUYABİLMEK ÖNEMLİ OLMAKTADIR. Biz bu iddiada bulunamayacağımız için naçizane çok geniş kaynaktan araştırma yapıp her fikri değerlendirip bunlardan ortalama bir sonuç çıkartmaya çalışmaktayız.

SONUÇTA ÖNÜNÜZDE TAZE PİŞİRİLMİŞ BİR MANTI DURMAKTADIR. BUNU HEMEN YEMEZSENİZ SOGUDUĞUNDA NİTELİĞİNİ KAYBEDİP HAMURA DÖNECEKTİR. Kısaca bu gibi yazı ve yorumlar onca emeğe rağmen bir pişirimlik, ısıtmaya ve buz dolabında saklanmaya gelmeyen hemen yenmesi gereken yemek gibi olup, 1-2 gün içinde yeni gelişmeler ile önemini yitirecek ve sadece belli bir dönemin verileri ve gerçekleri olarak referans değeri taşıyacaktır.

Burada zikredilenler yazarın kendi görüşleri olup, bunlara dayandırılarak piyasa da işlem yapmak için bir yol gösterici yada tavsiye niteliğini taşımaz.

Bu yazı toplam 181137 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim