• BIST 99.639
  • Altın 141,633
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 28 °C
  • Antalya 26 °C
  • Muğla 25 °C
  • Çanakkale 26 °C

Japon ekonomisi nereye koşuyor?

HARUN ŞİŞMANYAZICI

Bilindiği üzere Japon ekonomisi aşırı kamu ve ülke borcuna ve diğer hususlara bağlı olarak çok uzun süreye dayanan bir yavaş büyüme ve resesyon durumu ile mücadele etmektedir. Bu duruma çare vadi ile iktidara gelen 'Abe Shinzo' vaat ettiği para ,maliye, sosyal  ve siyası politikalar ve yapısal reformlar ile bu gidişi durdurmaya çalışmaktadır.* Ancak ülkenin köklü yapısal problemleri nedeni ile buna çözüm bulmak çok kolay olmamaktadır. Japonya geçtiğimiz çeyrekler itibari ile ya çok yavaş büyümekte (Çoklukla %1 in altında )ya da küçülmektedir. Bu durum aşağıdaki tablodan anlaşılmaktadır.

*Abenomiks’in detayı için bakınız : Abe Bu Ne Ekonomi –Harun Şişmanyazıcı

Japan GDP Growth Rate

         JAPONYA’NIN 2013-1016 ARASI GSYIH ARTIŞ ORANLARI

Abe’nin bu gayretlerine rağmen büyüme istenilen seviyeye gelmemiştir. Bunun nedenleri OECD raporlarına göre diğer hususlar meyanında, küresel büyümedeki sıkıntı, Çin ve diğer Asya ülkelerindeki talep daralması ve özel tüketim harcamalarındaki azalmadır. Diğer taraftan Japonya’nın ihracat yaptığı Doğu Asya ülkeleri özellikle Çin ve Güney Kore Japonya‘dan ithal ettikleri bir çok ürünü şimdi kendileri üretmektedirler. Prf Deniz Gökçe, bundan 3-4 yıl önce yazdığı makalelerde ABD karşısında Çin değil, Japonya dış ticaret  fazlası veriyor diye beyanat vererek Çin ihraç mallarının %70 girdisinin Japon malı olduğunu ileri sürüyordu. Şimdi artık bu durum değişmeye başlamıştır. Dünya ticaretinin yapısındaki bozulma da bir taraftan bundan, diğer taraftan küresel çapta tüm liberalleşme politikalarına rağmen korumacı uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

OECD ye göre Japonya’nın 2016 büyümesi %0.7 2017 de ise %0.4 olacaktır. Aşağıdaki OECD grafiklerinden de görüleceği üzere işgücü ve kapasite eksikliği ve şirket karlarının yüksekliği(yen’in değerinin düşmesi nedeni ile)yatırımları, istihdam ve ücret artışlarını teşvik etmiştir. Ancak reel ücret artışları istenilen seviyenin altında artmıştır.

Aslında Japonya’daki ana sıkıntı son iki yılda nispi bir iyileşme olsa da ücret artışlarının yeterli seviye de olmaması ve bu nedenle bireylerin evlenmekten ve çocuk sahibi olmaktan kaçınmalarıdır. Bu durum bize yabancı değildir. Şu an Türkiye'de de pek ciddiye alınmasa da yaşanan durum budur. Japonya’da bazı ekonomistler Japonya’nın ekonomik canlanmasının sağlanması için neoliberal politikalardan kısmen uzaklaşılarak, bizim 10-15 yıl önce şikayet ettiğimiz devlet dairelerinde yaratılan aşırı istihdama benzer (bu adeta işsizlik sigortası ya da işsizlik oranını düşürme politikası gibi uygulanıyordu) politikalar ve özel sektörde işten çıkarmaların zorlaştırılması(iş güvencesi), maaş artışlarının verimlilik artışından %2 daha fazla yada en az bu oranda olmasını ,kaza oranlarının düşürülmesini önermektedirler. Çok marjinal gibi görünen ve doğruluğu tartışmalı olan bu öneriler parasal genişleme ve 0  yada negatif faiz uygulamasının kısa vadeli çözümler olduğunu ve bunun bir aldatma olduğunu ileri sürenlerin alternatif çözüm önerileri olmaktadır. Diğer öneriler ise daimi işi olmadan çalışanlarında maaşlarının artırılması ve eşit ise eşit ücret politikasının yerleştirilmesidir.

Japonya da endüstriyel üretim 2015 den itibaren düşmüş, ihracat ise bir ara yükselse de yen’in değer kazanmasından itibaren düşmeye başlamış ve Mayıs 2016 da birbirini takip eden sekizinci ay düşmeye devam etmiştir. Mayıs ayında düşme çok keskin olmuş ve yen esası ile nominal ihracat değeri geçen senenin aynı ayına göre %11.3 düşmüştür. Haziran ayında ise analistler %11.6 lık bir düşüş beklemelerine rağmen 25.7.2016 tarihli resmi beyanatlara göre Japonya’nın Haziran 2016 ihracat miktarı %7.4 azalmıştır. Bunda güçlü yen ve küresel ekonomideki talep düşmesi etkili olmuştur.

İthalat ise Mayıs ayındaki %13.8 düşüşe göre daha fazla bir düşüşle %18.8 azalmıştır. Oysaki beklenti %19.7 idi. Düşük enerji fiyatları ve güçlü yen ithalatı baskılamaktadır. Bu ithalatta birbirini takip eden 18 aydır görülen düşmedir.

Bunun sonucu olarak Ticaret fazlası 2016 Haziran ayında 693 Milyar  JPY(6.5 Milyar usd )olmuştur.(Bkz Focus Economics –Trade Balance Returns To Surplus In june)

Bununla birlikte Japonya’nın sürdürülebilir bir büyüme yakalayabilmesi için kamu borç stokunun GSYIH ya oranının da düşürmesi kaçınılmazdır. OECD raporuna göre (2016 Haziran) Japonya’nın kamu borç stoku 2017 de GSYIH’nın %234 ü olacaktır. 2015 yılı itibari ile % 229.2 dir.

Bu kamu borç stokunu azaltmak için ise bütçe fazlası elde etmek ve Japon kamu finansmanına güven tesis etmek gerekmektedir. Burada ise gelirleri artırmak ve harcamaları azaltmak önem taşımaktadır.

Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında Abe’nin hedefi ülke borcunu azaltmak, büyümeyi ve enflasyonu artırmak, reel maaş artışını sağlamak, kadınları iş hayatına sokmak ve böylece azalan çalışabilir iş gücü stokunu artırmak ve diğerleridir.

Bunun içinde ana hedeflerinden biri yen’ı diğer para birimleri karşısında zayıf tutarak Japon mallarının satışını kolaylaştırmak ve yurt dışında yatırımı olan ya da ihracat yapan firmaların karlarını artırmak olmuştur. Japonya bunda da muvaffak olmuş ve 2012 den 2015 e kadar yen usd karşısında değer kaybetmiş ve böylece yurt dışına iş yapan şirketler büyük karlar yazmıştır. Bu durum aynı zamanda içeride fiyatların artışına imkan sağlamış ve ABE’nin hedeflediği durum hasıl olmuştur. Fakat beklenen yüksek maaş ve tüketim istenildiği şekilde gerçekleşmemiştir. Aşağıdaki tablolardan bu durum görülmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere gerçek maaş artışları 2015 ortasından itibaren yükselmekle beraber 100 puanın altındadır. Japonya da enflasyonda düşmektedir. Endüstriyel üretim de zayıflamaktadır. Bu konuya aşağıda daha detaylı olarak değinilecektir.

Yen’in zayıflamasında FED kararlarına bağlı olarak doların değer kazanmasının da büyük rolü olmuştur.

Fakat bu yıl özellikle son aylarda Japonya’nın emin liman olması nedeni ile Yen Japon Merkez Bankasının %-0.10 faiz uygulamasına rağmen usd karşısında değer kazanmaya başlamıştır. Bu ise Japonya’nın ve özellikle Abe ve Kuroda’nın istediği bir durum değildir.

Çünkü Japon şirketlerinin daha doğrusu ihracatçılarının zarar etmemeleri için Japon hükümeti kurun ‘’break even point’’ yani başa baş noktasını 1 usd =103.2 yen olarak hesaplamaktadır. Yen’in değeri bu seviyeden daha düşük olmaz ise ihracatçılar zarar edecek, yada maliyetlerini düşürmek zorunda kalacaklardır. Japonya’nın Lider otomobil markası Toyoto Motor Corp 2016 yılı için kuru ortalama 105 olarak hesaplamıştır. Ancak Brexit'ten sonra tarihi bir şekilde yen değer kazanarak 1 usd =99 yen olmuştur.

Yen'deki bu değer kazanma Çin de durumların kötüleşmesi ve Çin borsasının batması dönemlerinde de yaşanmıştır. Küresel ekonomi soğudukça Japonya emin liman olarak addedilerek para buraya kaymaktadır. Japonya’nın kamu ve ülke borcu da çok fazla olmasına rağmen ,Japonya emin liman olarak addedilmektedir.  Japonya’nın rezervleri de yaklaşık 1 Trilyon 265 Milyar usd civarında olup eskiye göre artmıştır. Hemen hemen GSYIH nın %22 civarındadır. Aşağıdaki Chart da Yen'inin değer kaybedişini 2015 yılı sonu ve 2016 yılında ise Yen’in usd karşısında değer kazanışı gösterilmiştir. Bir ara yen yeniden değer kaybederek parite 106 olsa da şu son günlerde  yeniden değer kazanmaya başlayıp eşik olan 1 usd =103.2 yen’in  altına inerek 102.729 olmuştur.( 1 Ağustos 2016)

Yen’in değerli olması  yukarıda görüldüğü üzere ihracatı ters yönde etkilemekte, ithal mallarının fiyatını ise düşürmektedir. Daha az yen ödeyerek daha fazla mal alınmaktadır. Bu da içeride beklenen enflasyonu oluşturmamaktadır.

Yukarıdaki Chart’da 14 Ağustos’tan itibaren yen’in değer kazandığı görülmektedir. Ancak bu değer kazanma mutedil ve tehlike sınırının üstündedir. Bu yıla girdiğimizde özellikle Brexit'ten sonra kur 2013 yılından beri ilk defa 100 ün altını görmüştür (99). Birçok ekonomist Japon Merkez Bankası'nın buna müdahale edeceğini belirtmesine rağmen BOJ direk bir müdahale yapmamıştır. Ekonomistler kurun 100 altına inip kalıcı olma ihtimalinin ortaya çıkması durumunda bu müdahalenin gelebileceğini fakat BOJ’un direk bir müdahale yapması için diğer G7 ülkelerinin mutabakatı gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Çünkü hem OECD hem de G7 kura merkez bankalarının direk müdahalelerinden ve kur savaşlarından hoşlanmamaktadırlar. Bazıları da söz konusu ülke ya da örgütler ses çıkarsa bile bunun bir kuru gürültüden öteye gitmeyeceğini ileri sürmektedirler.

Ancak bilinmektedir ki adına ister kur savaşı, ister rekabet edilebilir devalüasyon ya da kur manipülasyonu, merkez bankası kur müdahalesi deyin merkez bankaları ulusal paranın değerini düşürerek ihracatlarını teşvik etmekte, ithalatlarını pahalandırarak ulusal malları ve iç üreticiyi bir anlamda teşvik etmekte/korumakta ve büyümeyi kuvvetlendirmektedirler.

Japonya’nın bunu  iyi eğitilmiş beşeri gücünün  tekstil montaj sanayi gibi kalifiye eleman istemeyen alanlarda çalışanlarının iktisadi refahını artırmak için yaptığı da söylenmektedir.

Bilindiği üzere Japonya’nın nüfusu  yaşlanmakta ve doğurganlık oranı giderek düştüğü için genç nüfus her yıl daha fazla  yaşlanan nüfusa bakmak zorunda kalmakta ve Japonya‘da kalifiye elaman bulmakta zorlukla karşılaşılmaktadır. Japonya bu açığını göçmenler ile karşılayacak bir politikada geliştirmemektedir. Bunun sosyolojik ve kültürel nedenleri bulunmaktadır.  Konumuz olmadığı için bu hususa burada değinilmemiştir.

Bu nedenle bazı Japon ekonomistler, Japonya’nın tekstil montaj vs gibi çok fazla kalifikasyon istemeyen işleri ucuz bölge ülkelerinde ürettirerek ithal etmesini ve kendi kalifiye iyi eğitilmiş beşeri sermayesini daha sofistike ve yüksek maaşlı işlerde kullanmasını önermektedir.

Ülkelerin kur savaşlarına olan itirazı bilinen bir mantığa dayanmaktadır. Ülkeler ulusal paralarının değerini diğer paralar karşısında düşürerek bu suretle  daha fazla ihracat yapmak ve ithal mallarını pahalandırarak yerli müteşebbisleri korumak istedikleri zaman  zaman doğal olarak ticaret azalmakta ve sonuçta bundan yine ülkeler zarar görmektedirler. Hatırlanacağı üzere kur savaşları Lehman Kardeşler küresel krizinden sonra 2010 yılında başlamış ve 2016 yılında iyice hızlanmıştır.

Yine bilindiği üzere Japonya Merkez Bankası  quantative easing yani parasal genişleme politikası gereği direk tahvil ve varlık alımları ile piyasayı canlandırmayı amaçlamakta ve bunun içinde 2014 Eylül ayından itibaren yıllık 80 Trilyon yen (782.83 Milyar usd )tutarında hükümet bonolarını satın alarak piyasaya para sürmektedir. Artık bu programın sınırlarına yaklaşılmakta olup, küresel ekonominin de  içinde bulunduğu durum dikkate alınarak, Merkez bankalarının top yekûn birlikte bir parasal genişleme politikası uygulamasına gidilmesi konuşulmaktadır. Japonya da ise varlık alım programının genişletilmesi ve 100 Trilyon yen’e çıkarılması dillendirilmektedir. Hatta artırılarak GSYIH nın %16 sına çıkartılması, böyle büyük bir parasal genişleme yapılması önerilmektedir.

Kuroda bu yılın ilk çeyreğinde Parlamento’ya yaptığı konuşma da parasal genişlemeyi artırarak devam etmeyi yada faizleri %-0.1 den %-0.5 e düşürmeyi yada her ikisini  birden yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Haziran toplantısında ise merkez bankası negatif faiz miktarını değiştirmemiş, parasal genişleme miktarını artırabileceklerini beyan etmiş ancak bu konuda bir karar alınmamıştır. Bu durum 28-29 Temmuz toplantısına kalmıştır. Bu toplantı hem küresel ekonomi hem de Japon ekonomisi için büyük önem arz etmektedir.

Temmuz 2016 itibari ile Japon Merkez Bankası Bilançosu'ndaki toplam varlık ve hükümet bonosu miktarı yukarıdaki grafikte gösterilmiştir.

Aslında son haziran toplantısında Japon Merkez Bankası Politika belirleyicileri arasında parasal genişleme hususunda  ciddi ve derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

Japon ekonomisi ile ilgili diğer hususlar yukarıdaki açıklamalarımız paralelinde   OECD tarafından hazırlanmış aşağıdaki grafiklerde görülmektedir.

http://www.oecd.org/media/oecdorg/directorates/economicsdepartment/eo99/EO99JAPAN.PNG

http://www.oecd.org/media/oecdorg/directorates/economicsdepartment/eo99/EO99JAP2.PNG

 

Faizleri düşük tutmakta yine mevcut Japon hükümetinin bir politikası olmaktadır. Bu durum aşağıdaki Chart da görülmektedir.

Japon Merkez Bankası Faiz Rate’leri ile İlgili Uzun Dönem Trendi.http://www.global-rates.com/images/charts/gr-cb-chart-12-1012.jpg

Japan Interest Rate

Yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere uzun süredir %0 düzeyinde devam eden faiz oranı 2016 da (-)bölgesine geçerek %-0.10 olmuştur.  Japonya da söz konusu faiz oranı 1972 ile 2016 arasında ortalama  %2.98  olarak gerçekleşmiştir.

1973 Aralık ayında %9 ile en yüksek 2016 Ocak ayında ise %-0.10 ile en düşük faiz oranı gerçekleşmiştir. Bu şekilde devam edeceği hatta Kuroda’nın bu faiz politikası eleştirilse dahi %-0.5 e kadar düşürülebileceği beklenmektedir. Tüm dünyada bir düşük faiz politikası ve Merkez Bankaları hakimiyeti ortaya çıkmıştır. Düşük faiz ile merkez bankaları ,ticari bankalara paranızı bende tutmayın, tutarsanız faiz vermem tam tersi paranız eksilir, bunun yerine piyasaya kredi verin demektedir. Amacı ise piyasayı canlandırmaktır. Ancak yatırım için güven indeksinin ve gelecek ile ilgili ekonomik beklentinin ve tüketici güven indeksinin yüksek olması gerekmektedir. Diğer önemli olan husus ise mevcut yatırımların ütilizasyon oranıdır. Bu nedenle faiz indirimi her zaman ekonomide canlanma yaratmamakta hatta yatırım yerine spekülatif alanlara kayarak varlık balonları oluşturmaktadır.

Bilindiği üzere borçlanma ekonomik büyümenin kaynakları arasında yer almamaktadır. Büyümenin unsurları arasında sermaye ve sermayeye ulaşım önemli yer tutsa da ,bunun tasarruflar ile sağlanması esastır. Beşeri sermaye, beşeri sermayenin genç olması(doğurganlık oranının yüksekliği), teknolojik gelişme ve inovasyon ,yatırımlar büyümede önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle klasik iktisatçılar borçlanma ile büyümeden hoşlanmazlar ve bunu tehlikeli görürler. Yine P.R. Krugman gibi ekonomistler Borç Fazlası Teorisi (Dept Over Hang Teorisi) tahtında ülkelerin kamu borcu stokunda artışın belli bir süre sonra ekonomik büyümeyi negatif yönde etkileyeceğini ileri sürerler. Chereney ve Strout’un Harrod-Domar modelini dikkate alarak  (büyümede tasarrufların ve yatırımların önemine işaret eder) geliştirdikleri ‘’iki açık’’ yaklaşımına göre (tasarruf açığı ve ticaret açığı)dış borçlar yatırım ve tasarrufları geliştirmekte ve büyümeye olumlu katkı yapmaktadır. Ancak buda kontrollü bir dış borçlanma olmalıdır. Aşırı borçlanma ve özellikle dış borç ekonomik büyüme için bir handikaptır. Dolayısı ile Japonya bu dış borçları bir an önce makul bir seviyeye getirmek zorundadır.

Japonya’nın diğer en önemli sorunu beşeri sermayesinin yetersizliğidir. Diğeri ise artık Japon ekonomisi ve  Japon ekonomisini oluşturan dinamiklerin  yorulmaya başlaması ve geçmişteki büyüme ideallerini kaybetmeleridir. Bundan 20 yıl önce iktisaden ABD'ye ulaşmak ve onu geçmek isteyen bir arzu ve irade varken bu gün bu artık kaybolmuştur.

Yukarıda söylenildiği üzere Evlilik ve doğurganlık oranı giderek azalmaktadır. Genç nüfus her geçen sene azalmakta ve nüfus yaşlanmaktadır. Bu daha fazla sosyal güvenlik harcaması anlamına gelmektedir. Maaşlarda reel anlamda tatmin edici şekilde artmamaktadır. Doğurganlık oranı Japonya’da bütün bir yaşam süresince 1.3 'e düşmüştür. Bu yerine koyma oranından daha düşüktür.

Bu durum genç nüfusun iş gücüne katılım oranını da düşürmektedir Buna karşın yaşlanan nüfus nedeniyle ilaç , sağlık ve bakım harcamaları giderek artmaktadır. Bu iş gücündeki azalma ekonomiye yardımcı olacağına problem teşkil etektedir. Ülkenin büyüme potansiyelini düşürmektedir.

Japonya her ne kadar inovatif bir ülke olarak bilinse  ve biz geçmişte tüm yeni teknolojileri Japonya’dan ithal etsek de ,hatta Japonların şimdi robot teknolojisinde çok ileri olduğu belirtilse de, yaşlanan nüfus ile birlikte Japonya’da ülkenin inovasyon ruhu da kaybolmaktadır.

Bu nedenle iş yeri esnekliği ve yaşlıların part tıme işlerde çalışmaya devam etmeleri önerilmektedir. Böylece yaşlı emekliler ailelerine yük olmayacaklar ve kendileri gelir elde etmeye devam edeceklerdir. Aynı zamanda işgücüne de katkı sağlayacaklardır. Ancak bugün için hükümette böyle bir arzu görülmemektedir. Japonya 60 lı yaşlarda emekli olan ve ortalama ölüm yaşının artması ile giderek çoğalan bir emeklileri ülkesi olmuştur.

Bayanların iş dünyasına sokulması konusunda da ciddi bir gayret görülmemektedir. Kadınların esnek çalışma ve güvenilir çocuk bakımı servisi  ile iş hayatına sokulması beşeri sermaye konusunda sorunların bir nebze önüne geçilebilecektir.  Başbakan Shinzo Abe ‘nin ‘’womanomies’’olarak adlandırdığı bu duruma göre Japonya’nın çalışma yaşında olan kadın nüfusun sadece %50 si maaşlı iş aramakta ya da çalışmaktadır. Bu oran ABD de %70 dir. Japonya da bu sorunun hızla çözülmesi gerekmektedir. Ancak bu o kadarda kolay bir husus değildir. Japonya gelenek olarak erkeğin hakim olduğu ve sözünün geçtiği, erkeğe hizmet etmenin kadın için dinsel bir gerek olduğu toplumdur. Bu nedenle kadının ev işlerini yapması ve çocuklarına bakması kocaya hizmeti aynı zamanda Japon erkeğinin verimliliğinin diğer bir sosyolojik unsurudur. Bu tradisyonun kırılması çok kolay bir husus değildir.

Diğer taraftan devlet eli ile burjuva yaratılması yine Japon ekonomi politikasının diğer bir unsurudur. Japonya ekonomik önceliğini büyük iş erbabı , hükümet bürokrasisi ve seçilmiş politikacılar arasındaki yakın işbirliğine vermiştir. Japonlar buna demir üçgen demektedirler . Bunlar ülke kaynaklarını çok verimli ve şeffaf olmayan ekonomik hedeflere hasretmişlerdir. Daha sivri ve keskin bu tip eleştiriler şüphesiz meseleye daha ideolojik olarak bakmaktadır.

Sonuç olarak ABE’nin tüm gayretlerine rağmen Japon ekonomisi istenilen düzeyde büyüyememektedir. İçerideki talep daralmasını dikkate alan hükümet , iç talebe dönük bir politika üretmek yerine ihracatı önceleyen bir politika geliştirmesine rağmen son aylarda küresel ekonomi ve dış ticaretteki daralma nedeni ile burada da bir sıkıntı baş göstermiştir.

Yukarıda sözü edildiği üzere İmalat sanayi üretimi ve ihracatı azalmaktadır.

Nikkei öncü Japonya İmalat Sanayi PMI (22 Temmuz da yayınlanmıştır) Haziran 2016 da 48.1 iken  Temmuz da biraz iyileşerek 49 olmuştur. Ancak hala daralma ve küçülme bölgesindedir(50 puanın altı olarak) Öncü İmalat Sanayi Üretimi İndeksi ise 49.3 olmuştur.(Haziran ayında 48.1 di) Üretim Mart ayından beri en düşük seviyede küçülmektedir. Yeni siparişler çok yavaş şekilde azalmakta ancak buna karşın yeni ihracat siparişleri çok hızlı bir şekilde azalmaktadır. Bunun etkisi Temmuz 2016 ihracat rakamlarında görülecektir. İstihdam ise hızlı bir şekilde artmıştır. Çıktı ve girdi fiyatları ise hızlı bir şekilde düşmüştür. Yen’in değer kazanması ve bunun emtia fiyatlarının düşük olduğu bir dönemde gerçekleşmesi Temmuz ayında girdi fiyatlarında  2009 Kasım ayından beri en hızlı düşüşün gerçekleşmesine neden olmuştur.

İhracat bakımından ise yeni siparişler son 3.5 yılın en düşük sipariş miktarı olarak gerçekleşmiştir. Bunda da yen’in değer kazanması önemli rol oynamıştır.

SONUÇ;

Taktir edileceği üzere bunlar Japon ekonomisi için hoş ve iyi gelişmeler değildir. Japonya ya çare önerenlerin görüşleri da farklı farklı olmaktadır.

Bu konuda OECD %2 enflasyon hedefi yakalanıncaya kadar kalitatif ve kantitatif genişleme ve iyileştirmelere devam edilmesini ve yapısal reformlara ağırlık verilmesini , OECD ülkeleri ile arasındaki verimlilik farkının azaltılması için geniş reformların yapılmasını istemektedir.

OECD uzun dönemli ve istikrarlı büyüme için yapısal reformların yapılmasının ya da mevcutlara devam edilmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret etmektedir. Transpasifik Partnership ve diğer anlaşmalar ile ticari entegrasyonun sağlanmasını,  düzenleyici reformların yapılmasını  (kanuni alt yapı) ve iş dünyası dinamizminin geliştirilmesini  önermektedir. İlaveten  mesleki eğitim ve öğretim ile bilgi esaslı (knowledge based) sermaye yatırımını artırmanın da verimlilik artışında önemine işaret etmektedir.

İşte asıl önemli olan husus yukarıda zikredilenlerdir. Çünkü ABE’nin uygulamalarında para politikasına ağırlık verildiği maliye politikasına, buna bağlı teşviklere  ve yapısal reformlara  sınırlı ölçüde yada ara sıra  yer verildiği iddia edilmektedir. Oysa ABE ekonomi politikasının diğer önemli iki unsuru yapısal reformlar ve maliye politikasıdır. ABE bunları ihmal ederek para politikasına aşırı güvenmiştir.

Bu hatadan dönerek, maliye ve para politikalarını birlikte uygulaması gerekmektedir. Bazıları yine bu konuda ‘’Helikopter Parası’’ uygulaması olarak bilinen ekonomiyi canlandırmak için aşırı kamu harcamalarının gerçekleşmesini ,adeta  bunun helikopter den para saçarcasına gerçekleştirilmesini önermektedir.

Koordineli bir maliye ve para politikası ile hükümet bono keşide ederek borçlanacak bunları harcayacak ,merkez bankası bu bonoları alarak piyasaya para sürecek ve ekonomi canlanacaktır. Ancak bu yukarıda sözünü ettiğimiz mali disipline ne kadar uygundur? Japonya’nın ana problemi zaten aşırı borçlanmadır. Burada en önemli husus; zor olan yapısal reformlar ve verimlilik artışı ile hane halkının gelirinin artırılması ve Japon girişimcisi ve halkının eski rekabet etme ve önde olma iştiyaki ve azminin geri gelmesidir.

Not:

Biz bu yazıyı kaleme aldıktan sonra 28-29 Temmuzda Boj toplantısı yapılmış ve toplantıda beklenen iyileştirmeler gerçekleşmemiştir. Ancak bu hiçbir şey yapılmadığı anlamına da gelmemektedir.

Boj Temmuz toplantısı kararları aşağıdadır;

-Boj yıllık parasal genişleme politikasını(80 Trilyon YEN) ve negatif faiz(%-0.10) uygulamasını değiştirmeyerek aynı seviyede tutmuştur.

-Hedeflenen ETF( Exchange –Traded Fund /Borsa Yatırım Fonu)alımlarını 3.3 Trilyon Yen den 6 Trilyon yen’e (58 Milyar usd)çıkarmıştır. Fakat zaten bu artışın bu kadar olacağı daha önceden kestirilmekteydi. Fakat bu alımların başlaması ile piyasanın tedricen yükseleceği beklenmektedir.

-Gayri Menkul alım kotasında bir değişiklik olmamıştır.

-Usd cinsinden borç  programı 2 kat artırılarak   24 Milyar usd ye genişletilmiştir.

Japon Merkez Bankasının bu kararları, ABD  ekonomisindeki gelişmelere de bağlı olarak yen’in usd karşısında değer kazanmasına yol açmış ve yen teknik olarak 102.40 altında seyretmeye başlamıştır. Bu seviyenin üstüne çıkması halinde ise direnç noktası 103.40/103.95 olacaktır. Hükümetin ortalama kur hedefi de aşağı yukarı bu seviyelerdir.

Bu arada ABE geçtiğimiz günler içinde bir açıklama yaparak enflasyonu hedeflenen noktaya taşımak ve büyümeyi gerçekleştirmek üzere 28 Trilyon yen  265,3 Milyar usd tutarında bir teşvik paketi hazırladıklarını beyan etmiştir. Tahminen paketin 13 Trilyon yen’lik kısmı mali tedbirler ile ilgilidir. Hükümet ve yerel yönetimler tarafından yapılacak harcamalar ve kredi yardım programlarında kullanılacaktır.

-BOJ 2016  yılı reel GSYIH artış oranı (büyüme )hedefini %1.2 den %1 e düşürmüştür. 2017 yılı için olan tahminini de %+0.1 den % 1.3 e yükseltmiştir. 2018 için reel GSYIH artış oranını da % +1.0 dan %+0.9 revize etmiştir.

BOJ (Japon Merkez Bankası) Tüketici Fiyatları beklentisinde de değişikliğe giderek, bu mali yıla ilişkin çekirdek TÜFE beklentisini %+0.5 den  %+0.1 indirirken,2017 mali yılı beklentisini %+1.7 2018 yılı için ise %+1.9 olarak tespit etmiştir.

BOJ kararından sonra Nikkei 225 çok az düşmüş sonra ise toparlamıştır. Daha sonra yeniden düşmüştür. Nikkei 225’in seyri aşağıda verilmiştir.

27.7.2016     16.664  

28.7.2016      16.476

29.7.2016      16.569

1.8.2016        16.635

2.8.2016        16.391,45(%-1.47)

Son Boj kararından memnun kalmayanlar hala Helikopter parasından bahsetmeye devam etmektedirler. Ancak bunu önerenler bizim de yukarıda ileri sürdüğümüz gibi bunun karşılıksız para basma anlamına geldiği için bunu yapmanın da çok kolay olmayacağını belirtmektedirler. Bu nedenle Japon hükümetinin bir şekilde 'helikopter parası' anlamına gelecek ancak ona göre daha yumuşak bir uygulama olarak 50 yıllık düşük faizli hükümet bonolarının çıkartılabileceği ihtimaliden söz etmektedirler.

 
 

 

Bu yazı toplam 338526 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim