• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 22 °C
  • Antalya 23 °C
  • Muğla 17 °C
  • Çanakkale 19 °C

Sevgili Can kardeşim Tahir Sarıoğlu anısına!

Kpt. MESUT AZMİ GÖKSOY

1993 yılında, gemimizin Dakar’da tutuklandı. Acente aracılığı ile ben hariç tüm personelin gemiden ayrılması ile ben gemide tek başıma kalmıştım. Gemide yakıt yok, jeneratörler çalışmıyor, kullanma ve içme suyu ile 1 gram da kumanya yok. Geceleri zifiri karanlık bir ortamda fareler cirit atarken ben de kamaramda onları seyrederek erkenden yatıyordum. Cebimde bir kuruş para yok ve açlıktan nefesim kokmaya başlamıştı. Acente de bana zerre kadar yardım etmiyordu. Tutuklanma nedeni geminin daha  önce biriken 15 milyon doların ödenemeyişiydi. Kaptan olmam nedeniyle bütün borçlar yasal olarak benim üzerime kalmıştı. İmmigration tarafından pasaportuma el konduğundan ülkeyi de terk edemiyordum. Gemide bu şekilde mecburen beklerken kızılhaca müracaat ettim ve onların bana haftalık belirli bir kumanya sağlaması ile durumu idare etmeye çalıştım. Açtım ve sadece karnımı nasıl doyuracağımı düşünüyordum.

Gemide yakıt ve herhangi bir ateş yakabileceğim bir olanak yoktu. Rıhtımdaki solucanlar ile gece gemiden dolaşan fareleri bile yemeyi göze almaya başlamıştım.

Rıhtımda odun veya çalıya benzer bir şeyler de yoktu, olduğu gibi her taraf betondu ama mutfaktan aldığım bir alüminyum tasa su koyarak mumlar üzerinde kaynatmaya çalıştım. Daha önceden lezzetini bildiğimden rıhtımda yakaladığım birkaç kurbağanın bacaklarını koparıp mum alevinde haşlayarak yemiş ve oldukça rahatlamıştım. Gece olduğunda da birkaç fare yakalamıştım. Ancak kızartıp yemeğe midem razı olmadı, çöpe attım hatta birkaç defada kamara ortasına istifra ettim.

Şehre çıkıp yardım isteyerek dilenebilirdim ancak bir insan ve Türk olarak çok gücüme gideceğinden buna cesaret edemedim.

Ertesi gün gemiye gelen bir polis, Türkiye’den bir banka temsilcisinin gelip benimle görüşeceğini bildirdi ve gitti. İki saat sonra aynı polis yanında bir kişi ile tekrar geri geldi fakat arabanın camlarından kim olduğunu göremiyordum. Biraz sonra arabadan inen kişiyi görünce şoke oldum. Bizim Tahir Sarıoğlu idi. Kucaklaştık, öpüştük. polis ayrıldı ve biz de benim kamaraya gittik, oturduk. İkimiz de  büyük bir şaşkınlık içerisindeydik. Abi ne haber, nasılsın diye sorunca biraz sonra görürsün dedim ve çay ister misin diye sorduğumda, abi gemide hiçbir imkan olmadığını bildiğinden nasıl yapacaksın diye sordu ,bekle göreceksin dedim. Mumları tekrar yaktım ve mutfaktan getirdiğim çaydanlığı daha önce gemiye yakın bir yerde bulunan çeşmeden alıp getirdiğim suyu koyarak kaynamaya bıraktım. Az sonra su kaynamış ve çayı demlemiştim. Birer bardak çaydan sonra karnın aç mı? diye sordum. Neyin var ki Abi? Dediğinde gırgır olsun diye solucan haşlaması ve ızgara fare var dedim. Az kalsın istifra edecekti. Kızılhaç’ın getirdiği biraz kurabiye var ondan ikram edeyim dedim. Abi, lütfen onlar sana kalsın diyerek kabul etmedi. Çayı içerken Tahir Abi, kusura bakma üzerimde fazla para yok ama şu 300 doları al bu biraz seni idare eder deyip parayı masanın üzerine koydu. Kalkıp kendisine sarıldım ve teşekkür ettim ve bu parayla uzun süre idare etmiş ve hep kendisine dua etmiştim. Yıllar sonra onun ofisine gittiğimde ofisteki bütün arkadaşları çağırıp bu olayı anlattığında herkes şaşırıp gülmüştü.

Ruhun şad olsun, nur içinde yat güzel kardeşim.

Sen hala benim gözümde okul bandosunda göbeğinin üzerinde davul çalan Tahir’sin!

Bu yazı toplam 150145 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim