• BIST 116.841
  • Altın 161,940
  • Dolar 3,7823
  • Euro 4,6622
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 12 °C
  • Antalya 13 °C
  • Muğla 8 °C
  • Çanakkale 9 °C

Temizlik şirketi paradoksu

GÖKHAN ESİN

1972'de OECD hepimizin bildiği bir prensibi önerdi; "Kirleten öder". 1974'de tavsiye kararı olarak tekrar edildi ve 1987'de AB mevzuatına girdi. Bir de "temizleyen öder" prensibi vardır, kuru temizleme sektörüne aittir; temizlik firmasının maliyete katlanmasıdır.

Kirleten öder prensibi, temizlik maliyetinin kirleten tarafça ödenmesidir. Yıllarca konuşuldu, tartışıldı ve sonunda en adaletli, aynı zamanda ekonomik etkinliği yüksek prensibin bu olduğuna kanaat getirildi.

​Birde "temizleyen öder prensibi" var; temizleme yapan firmanın maliyete katlanmasıdır. Gelin meselenin detaylarına inelim.

Sorun üzerine sorun ekleniyor

Ekonomik açıdan bakıldığında, "Kirleten öder" prensibinin dört önemli unsuru vardır. Kirlilik nedir? Kim kirletti? Kirleten ne kadar ödemeli? Kirleten kime ödeme yapmalı? Aslında bu dört soru kirlilik ile ilgili her şeyi çözümlüyor. Buna göre, kirliliği bertaraf eden şirket faydalı sonuç elde etmiş ise, tazminata hak kazanır.

Meselenin net gözükmesine karşın, önemli bir çelişki var! Şöyle ki; denizlerimizdeki bir kirliliğe müdahale eden şirketin tazmininin talep edilmesi İdare'nin sorumluluğundadır. Yani denizi temizleyen, temizlik şirketlerinin, doğrudan tazminat talep hakkı yoktur!! Temizlik yapan şirketin, kendi alacakları üzerinde hiçbir kontrolü bulunmamaktadır. Dolayısıyla, ülkemiz özelinde, yukarıda belirtilen dört soruya yenisini eklemiş oluyoruz; “Ödemenin takibinden kim sorumlu?”
 
Temizlik şirketi paradoksu

Normal bir piyasa ekonomisinde şirketler, verdikleri hizmet karşılığında uygun bir ücret isteme hakkına sahiptir. Ancak mevzuatımıza göre, temizlik yapan şirketin alacakları üzerinde doğrudan talep hakkı yoktur. Talep hakkı İdare'nindir. Bu kısmen doğrudur, çünkü temizlik hizmeti denizlerde, yani kamu alanında verilmektedir.

Ancak, kirliliğin temizlenmesi sonrasında, kirliliğe sebep olan gemiden herhangi bir teminat alınmamış olması halinde, İdare temizleyen şirket alacaklarını riske atabilmektedir. İşte yeni bir soru daha… Temizlik şirketinin garantörü kim?

Şirket alacağına, mevzuat gereği kurulacak komisyon karar vermektedir. Bu komisyonda kararlaştırılan bedel ise, büyük ihtimalle mahkeme yolu ile tahsil edilecektir. Çünkü fiiliyatta hiçbir garantör ya da kirleten, temizlik bedelini derhal ödeme arzusunda olmayabiliyor. Kısacası, İdare teminat almazsa şirket alacağını (çok) çok uzun sürede tahsil edebilmektedir.

Tahsilat süreci uzun ve zor. Şirketin ücretini talep hakkı yok ama temizlik sırasında harcadığı sarf malzeme ve ekipmanı bir an önce tedarik etme yükümlülüğü var! Aksi halde devlet vermiş olduğu temizleme yetkisini iptal edilebilir! İşte bunu "temizlik şirketi paradoksu" olarak adlandırabiliriz.

Günümüzün moda tabiri olan "Twitter ekonomisi" gibi… Binlerce tweet atılıyor, kullanıcıya maliyeti sıfır. Tonlarca kirlilik temizleniyor, kirletene maliyeti sıfır. İster istemez şu soru akla geliyor. Kirletenin garantörü var, temizlik şirketinin koruyucusu kim?
 
Kirleten değil, temizleyen öder!

Temizlik şirketlerini küstürmemek lazım. Denizlerdeki kirlilik ile mücadeleye yönelik ilk adım, kurtarma ve temizleme operasyonudur. Aksi düşünülemez! Temizleme operasyonu teşvik edilmez, desteklenmez ise kirliliğin kontrol altına alınması zorlaşır. Temizleme firmaları küserse, koşulsuz temizlik operasyonu yerine minimum masrafla temizliğe odaklanır. Bu nedenle, temizleme maliyetinin karşılanması - ödenmesi öncelikli olmalıdır.

Özetle alacakların tahsili süratlendirilmelidir. Kirleten ya da kirleten olabilecek gemilerden, bunların garantörlerinden, ilgili gemi limandan ayrılmadan evvel, temizlik şirketinin İdare'ye bildirdiği bedelden az olmamak kaydı ile teminat mektubu alınması, ya da farklı bir koruyucu yöntem bu sistemin salahiyeti için şarttır. Yani İdare, şirketin alacağını bir şekilde garanti altına almalı, haklarını üst seviyede korumalıdır. Bunun yanı sıra İdare, temizlik şirketinin tazminine yönelik aksiyonları hızlı bir şekilde almalı ve konuyu hassasiyetle takip etmelidir. Bunlar yapılmadığı takdirde, şirket alacak peşinde koşturulmaya zorlanır.

Hal böyle olursa; OECD'nin yıllar önce ortaya attığı prensip, "temizleyen öder" olarak değişmiş olur.

Bu yazı toplam 211516 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim