• BIST 90.263
  • Altın 224,364
  • Dolar 5,9638
  • Euro 6,7561
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 27 °C
  • Antalya 25 °C
  • Muğla 25 °C
  • Çanakkale 25 °C

Efsane gemilerin öyküleri kitaplaştı

Efsane gemilerin öyküleri kitaplaştı
Yelkenli, kömür ocaklı, buhar kazanlı, dizel motorlu derken, İstanbul’a hizmet eden gemiler, geride fotoğraf ve anılar bırakarak, tarihteki yerlerini aldı.
Araştırmacı Eser Tütel, ‘İstanbul’un Unutulmayan Gemileri’ adlı eserinde, açık hava sanayi müzelerinde sergilenmesi gerekirken, trajik şekilde ya sökülen ya da denizin dibini boylayan gemileri anlatıyor. Kitapta, Şirket-i Hayriye’nin gurur kaynakları Kalender, Halas, Güzelhisar, Kurtuluş Savaşı’nda büyük işler başaran Alemdar, ilk ve son transatlantiğimiz Gülcemal, dünyanın ilk arabalı vapuru Suhulet, 2. Abdülhamid’in son anda sinema olmaktan kurtardığı Asayiş, 240 yolcuya mezar olan Üsküdar, Elia Kazan’ın filminde rol alan Aksu, Atatürk’ün en çok bindiği gemi Ege, tozlu arşivlerden çıkarılan fotoğraflarıyla anlatılıyor.İstanbul sularına ilk buharlı makineli gemi, Sultan 2. Mahmud döneminde geldi. 20 Mayıs 1828’de limana giren bu gemiyi gören şehir  halkı haklı olarak çok şaşırdı. O zamana kadar tüm deniz araçları ya kürekle hareket etmekteydi ya da yelkenle. Halbuki bu şeytan işi tekne direklerinde hafif bir yelken donanımı olmasına rağmen besbelli iki yanındaki kocaman çarklarını döndürerek yol alıyordu. Halk, ocağında kömür yakan, ısıttığı kazanındaki sudan buhar üreten, bu buharın gücüyle de çarklarını çeviren bu gemiye ‘Buğ gemisi’  dedi. 1859’da iyice eskidiğinden kadro dışı kaldı, sonra söküldü. Sultan Abdülaziz’in Sultaniye adında bir yatı vardı. 1852 İngiltere yapımı olan bu zarif yatı, Mısır Hıdivi İsmail Paşa hediye etmişti. 1905’e kadar çalışan emektar Sultaniye, önce İzmir’de bir limana  bağlandı, sonra da 1911 yılının Ekim’inde içi taşla doldurularak dalgakıran görevi yapmak üzere 1912’de İzmir Körfezi Yenikale önlerinde batırıldı. 18 baca numaralı Asayiş, Şirket-i Hayriye’nin en güzel, en biçimli vapurlarındandı. Onu daha uzaktan görenler hemen tanırlar, “İşte” derlerdi, “Asayiş geliyor”... 1908 yılıydı. O sıralarda iki Fransız, bu vapuru seyyar bir sinema salonu haline getirmek hevesine kapıldı. Ne var ki, dönemin padişahı 2. Abdülhamid, bu işe gerekli izni vermedi. Yıl 1870’ti. Şirket-i Hayriye idaresinin müdürü Hüseyin Haki Efendi, şirketin eskilerinden İskender Efendi ve Hasköy Tersanesi baş mimarı Mehmed Usta kafa kafaya vererek o zamana kadar eşi görülmemiş bir deniz taşıtının planlarını çizmişler, sonra bu vapuru Londra’daki bir tersaneye ısmarlamışlardı. Bu vapurun iki başı da aynı idi. Böylece her iki yöne doğru da yol alabilecekti. Daha sonraki yıllarda feribot adını alacak gemi tipinin ilk modeli olacak olan 26 baca numaralı bu vapura kolaylık anlamında ‘Suhulet’ adı verildi. Sultan 5. Mehmed Reşat’ın annesinin adını taşıyan Gülcemal 1874’te İngiltere’de inşa edilmiş uzun yol yolcu gemilerinden biriydi. Osmanlı Seyri Sefain İdaresi, 1910’da 35 yaşındaki bu gemiyi 25 bin 110 altın liraya satın aldı. Gülcemal çok  geçmeden yolcu gemilerimizin en sevileni olarak gönüllerde taht kurdu. Gülcemal de 1950’de sökülerek tarihe karıştı. Şirket-i Hayriye’nin en büyük vapuruydu 71 baca numaralı Halas. 1. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere’ye sipariş verilmişti. Yıllarca aralıksız olarak Boğaz köyleri ile Köprü iskelesi arasında yolcu taşıdı. Halas’ı 1985’te satın alan Haldun Simavi, tekneyi baştan sona tadil ederek lüks kamaraları, salonları olan bir gezinti gemisi haline çevirdi. Üsküdar, Şirket-i Hayriye’nin Almanya’da ilk kez inşa ettirdiği iki vapurdan biriydi. 1958’de aniden patlak veren bir fırtınada büyük bir deniz kazasına yol açtı. 31 yıllık Üsküdar yan yatarak Körfez’in karanlık sularına gömüldü. Çoğu öğrenci olan 24 yolcuya mezar oldu.Boğaz hikâyeleri Yabancı kaptanlardan İngiliz asıllı George kaptan, yolunun üzerinde suya konmuş bir martı görse, hayvanı kaçırmamak için yolunu değiştirir, biraz açığından geçermiş. Yalı pencerelerinden denize uzanan hanımların, adeta sürünürcesine geçen vapurun kaptanına baklava tepsisi ya da bir fincan kahve uzattıkları anlatılır.Radyo yayını 1930’lu yıllar bütün dünyada olduğu gibi bizde de radyonun yeni yayılmaya başladığı yıllardı. O yıllarda Boğaz vapurlarına radyo konmuş, herkesin işitebilmesi için kaptan köşklerinin üstüne hoparlör yerleştirilmişti. Atatürk’ün son günlerinde onu rahatsız  etmemek için Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerken radyo kapatılırdı. DenizHaber.Com
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim