• BIST 93.034
  • Altın 188,760
  • Dolar 4,8201
  • Euro 5,5967
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 31 °C
  • Antalya 30 °C
  • Muğla 31 °C
  • Çanakkale 29 °C

Finlandiya'nın Kıbrıs Önerisi

Finlandiya'nın Kıbrıs Önerisi
Sema SEZER
05-10-2006 15:27FİNLANDİYA’NIN KIBRIS ÖNERİSİ Finlandiya Önerisi Nedir?         Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Finlandiya, hedefini “Türkiye ile AB arasında olası bir krizin önlenmesi için Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonun kalkması ve aynı zamanda Rumları da tatmin edecek bir planın benimsenmesi” olarak açıkladığı bir girişim başlatmıştır. Taraflara şimdilik sözlü olarak sunulduğu belirtilen öneriler, basında yer aldığı kadarıyla;-          2 yıllığına Magosa Limanı’nın AB denetiminde açılması, -          2 yıllığına Maraş’ın BM gözetiminde açılması ve-        Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanması karşılığında; “Türkiye’nin limanlarını açması ve Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nü TBMM’de onaylayıp eksiksiz uygulamasını” içermektedir.[i] KKTC Cumhurbaşkanı Talat , önerilerin “Rum önerisinden farksız olduğunu ve kabul edilemeyeceğini” söylerken,[ii] Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada  “BM veya AB gibi siyasi bir örgütün limanlarımızda görev yüklenmesini gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Limanlarımız zaten uluslararası ticarette kullanılmaktadır ve uygulanan izolasyonların bu öneriyle kaldırılmayacağı bilinmektedir” denmiştir.[iii] Türkiye de önerilere olumsuz yaklaşım sergilemiş[iv] ve görüşmek için “başlangıç dahi teşkil etmediğini” bildirmiştir.[v] Ancak, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in 3 Ekim 2006’daki ziyaretinin hemen öncesinde “AB’ye, Finlandiya önerisini görüşmeye hazır olduğunu ve Magosa Limanı’nın BM denetimine verilmesinden yana olduğunu bildirdiği” basında yer almıştır.[vi]Neden Bu Dönemde? Türkiye-AB ilişkilerinde bir “tren kazası” yaşanabileceğinin AB yetkililerince sıklıkla dile getirildiği bir dönemde ve 8 Kasım 2006’da açıklanması beklenen İlerleme Raporu öncesinde başlatılan Finlandiya girişimi zamanlama açısından dikkati çekmektedir. Söz konusu girişim;-         KKTC’de, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyonunun tartışmalı bir şekilde sona erdirilmesi, Ulusal Birlik Partisi ve DP’den bakanlık ve para vaatleriyle istifa ettirildikleri ileri sürülen milletvekillerinin kurdukları Özgürlük ve Reform Partisi ile CTP’nin yeni bir hükümet oluşturması,[vii]-         Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan’ın “Kıbrıs sorununda yıl sonuna dek kısmi veya tam bir çözüm sağlanabileceği, her türlü alternatifi görüşmeye hazır oldukları” yönündeki açıklamaları,[viii]-         Avrupa Parlamentosu’nun “Ankara Anlaşması Ek Protokolü ve Gümrük Birliği Anlaşması’nı tüm AB üyelerine eksiksiz olarak uygulaması, hava ve deniz limanlarını Rum Yönetimine açması, Rum Yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmesi ve belli bir takvim çerçevesinde Kıbrıs’tan asker çekmesi” çağrısında bulunduğu Türkiye Raporu’nun 27 Eylül 2006’da onaylanması,[ix]-         28 Eylül 2006 tarihli Resmi Gazete’de T.C. Bakanlar Kurulu’nun “Türkiye ile Avrupa Topluluğu Arasında Oluşturulan Gümrük Birliği’nin Uygulanmasına İlişkin Esaslar Hakkında Kararı” nın yayınlanması [x],-         Türkiye’nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmaması halinde müzakere sürecinin durdurulabileceğini açıklayan AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in 3 Ekim’de Türkiye’yi ziyareti,[xi]gibi gelişmelerle aynı döneme rast gelmektedir.Gerçekte Kimin Önerisidir?Finlandiya önerilerinin yeni bir paket olarak algılanması yanlıştır. Önerilerin, Rumların Lüksemburg ve Avusturya dönem başkanlıkları sırasında da defalarca gündeme getirdikleri taleplerini içerdiği açıktır. Tek değişiklik, Maraş ve Magosa Limanı daha önce Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne karşılık pazarlık konusu edilirken, şimdi Türkiye’nin limanlarını açması da şart koşulmaktadır. Şöyle ki;-          Söz konusu öneriler, ilk olarak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Temmuz 2004’te açıkladığı, Eylül 2004’te ise AB’ye sunduğu '”askeri alanda gerilimin azaltılmasına ve Kıbrıs Türklerine yönelik güven artırıcı öneriler” içinde yer almıştır. Bu öneriler; diğer unsurlar yanında “Maraş’ın BM denetiminde açılması, Magosa Limanı’nın AB denetiminde iki tarafın ortak kullanımına sunulması, Larnaka ve Magosa Limanlarında Türk işçi istihdam edilmesi” şeklindedir.[xii] Rumların o dönemdeki önerilerini Türkiye ve KKTC “gündem saptırma” olarak değerlendirmiştir. Zamanın KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, önlemleri “hedef şaşırtmaca” diye nitelemiş ve Maraş’a karşılık Magosa Limanı’nın ortak işletilmesi önerisine “bu ne cüret” şeklinde tepki göstermiştir.[xiii]  -          Öneriler sonraki aşamada Rumlar tarafından Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne karşılık olarak gündeme getirilmiştir. AB Komisyonu, Rumların talebi doğrultusunda, “Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğünün geçirilmesi karşılığında, Maraş’ın iade edilmesi, Gazimağusa Limanının birlikte çalıştırılması ve eski Rum mülkleri üzerinde moratoryum uygulanması şartlarını” ileri sürmüştür. Önerilerin Aralık 2005’te bir AB deklarasyonu olarak yayınlamasından, Türkiye’nin tepkisi üzerine  vazgeçilmiştir.[xiv]-          Rum basınında yer alan haberlere göre, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Mart 2006’da Salzburg’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinde “Maraş’ı Rumlara iade edin, Magosa Limanı AB kontrolünde ortak kullanılsın, Rumlar da KKTC’nin doğrudan ticareti üzerindeki vetoyu kaldırsın” önerisinde bulunmuştur.[xv]Neden Kabul Edilemez?          I. Magosa Limanı ve Maraş:1.     Maraş “kapsamlı bir çözümün parçası” olarak ele alınabilecek bir konudur. Magosa Limanı ise şimdiye kadarki tüm çözüm planları ve önerilerinde Türk tarafına ait olmuştur. Bu çerçeve dışında gündeme getirilmeleri, Türk tarafının politika ve haklarından geri adım atması, Maraş ve Magosa Limanı’nın “yasadışı ve işgal altında olduğunu” onaylaması anlamına gelir ve kabul edilemez.  2.     Ancak, son yıllarda Türkiye ve KKTC hükümet yetkililerinin açıklamalarında bu çizgiden bazı sapmalar yaşandığı ve “ambargolara karşılık Maraş” denkleminin sıklıkla kurulduğu görülmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, zaman zaman “Maraş’ın kapsamlı çözümün bir parçası olduğu” bazen de “ambargoların kaldırılması halinde Maraş’ın açılabileceği” yönünde açıklamalarda bulunmaktadır.[xvi] KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev’in, Haziran 2005’te Brüksel’de Rumlarla tüzüklerle ilgili olarak yapılan görüşmelerde, “Türkiye’den habersiz olarak, izolasyonlar karşılığı Maraş’ı Rumlara vermeyi teklif ettiğinin” ortaya çıkması da bu konuda izlenen çelişkili politikalara işaret etmektedir.[xvii]3.     Rum tarafı Annan Planı’nı kabul etmiş olsa idi, Plan’ın öngördüğü takvim çerçevesinde, 11 Ağustos 2004’te Maraş’ın devrinin gerçekleştirilmiş olacağı bilinmektedir[xviii]. Ancak, Maraş konusu, artık AİHM’deki gelişmeler nedeniyle “kapsamlı bir çözüm çerçevesinde varılacak uzlaşmayla egemenliğin devrinden” öte sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Zira, Maraş’taki taşınmazların tamamı, KKTC Mahkemelerinde belgeleriyle tespit edildiği üzere  Türk vakıflarına (Lala Mustafa Paşa ve Abdullah Ağa) aittir. Ancak, Rumlar, İngiliz yönetimi döneminde Vakıf hukukuna aykırı bir şekilde ve sahte yöntemlerle bu Vakıf mallarını üzerlerine geçirmiş, üstelik AİHM’de Türkiye’den tazminat ve mallarının iadesi talebiyle dava konusu yapmıştır.[xix] AİHM’nin sonbaharda açıklaması beklenen Arestis davası –ki, tapu kaydına göre de Maraş’taki bir Vakıf taşınmazı söz konusu olmakla birlikte Türk tarafı AİHM’ye belgelerini zamanında vermemiş ve tazminat ödemeyi kendisi önermiştir- bu konuda emsal oluşturacak önemli bir pilot dava niteliğindedir. AİHM’deki süreçle birlikte değerlendirildiğinde, Finlandiya önerisi doğrultusunda Maraş’ın BM denetiminde açılması; bir çözüme gerek kalmaksızın önce Rumların bu taşınmazlara yerleşmesini, sonra da  mülkiyet davaları yoluyla Vakıf mallarına sahip çıkmalarını beraberinde getirecektir. 4.     Magosa Limanı’nın AB ya da BM denetiminde açılması, KKTC otoritelerinin egemenliği ve yetkilerinin tanınmadığının bir kez daha teyidi, aynı zamanda Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun kaldırılması değil daha da ağırlaştırılması anlamına gelecektir. Magosa Limanı, zaten fiili olarak 32 yıldır uluslararası ticarete açıktır ve KKTC bu limandan Türkiye aracılığıyla da olsa çok sayıda ülke ile ticaret yapmakta, Rum engellemelerine rağmen birçok ülkenin gemisi bu limana gelmektedir. Limanın AB denetiminde kullanılması, başlangıçta ticaret hacminde sadece 10 milyon dolarlık bir artışa yol açacaktır.[xx] Sonrasında ise, ambargolar nedeniyle gelişemeyen KKTC denizciliği ve ticareti, dünya deniz taşımacılığında 5. sırada olan Rumlar karşısında eriyecektir. Bunun bedeli de, Türkiye’nin devreden çıkarılması ve KKTC egemenliğinin devri olacaktır.  5.     AB, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru temsilcisi olarak GKRY’yi tanımakta, Kuzey Kıbrıs’ı ise 10 No’lu Protokol’de yer aldığı üzere “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili ve fiili denetiminin bulunmadığı bölge” olarak tanımlamaktadır. Yani, GKRY’nin Ada’nın tümü üzerinde egemen olduğu, ancak Türkiye’nin askeri müdahalesi ve devam eden askeri varlığı nedeniyle KKTC üzerinde bu egemenliğini kullanamadığı varsayılmaktadır. Bu durumda, AB üyesi GKRY’nin, Magosa Limanı üzerinde kullanamadığı egemenliğini ve denetimini AB vasıtasıyla kullanması yoluna gidilmektedir. Aynı durum, Maraş için BM eliyle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.  6.     Magosa Limanı’nın BM denetiminde açılması konusunda bir süredir çalışma yürütüldüğü ancak Rum tarafının buna sıcak bakmadığı konusu da gündemdedir.[xxi] Konu ile ilgili ilk haber, İngiltere’de yayınlanan The Independent gazetesinin, 16 Ağustos 2006 tarihli sayısında “Kuzey Kıbrıs’taki limanların BM’nin yetkisine verilmesi, yapılacak ticarette BM görevlileri tarafından verilecek belgelerin kullanılması, böylece ambargoların kaldırılmış sayılacağı” şeklinde yer almıştır.[xxii] Türkiye’nin, “Finlandiya önerisini Magosa Limanı’nın BM denetimine verilmesi halinde görüşebileceği” yönündeki haberler değerlendirildiğinde, AB denetimi için yukarıda sıralanan endişelerin BM için de hafiflemeyeceğini söylemek mümkündür. Zira, konu “egemenliğin devri” meselesidir ve yalnızca “özne” değişmiş olacaktır. Kaldı ki, BM’nin Kıbrıs Türklerine ambargo uygulanmasına dair bir tek kararı olmadığı halde, izolasyonların kaldırılması konusundaki samimiyet ve güvenilirliği de tartışmalı hale gelmiştir. BM Genel Sekreteri’nin üye ülkelere “Kıbrıs Türklerine uygulanan uluslararası ambargoların kaldırılması” çağrısında bulunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli raporu,[xxiii] BM tarihinde bir ilk olarak 2.5 yıldır Güvenlik Konseyi’nde ele alınmayı beklemektedir.   7.     Magosa Limanı’nın AB ya da BM denetimine verilmesinin askeri ve istihbari açıdan sonuçları da olacaktır. Türk Barış Kuvvetleri’nin ikmal ve lojistik ihtiyaçları için Magosa Limanı’nı kullanmaktan mahrum bırakılması, Rumların Türkiye’nin Ada’daki askeri varlığı ve imkanlarının kısıtlanması amaçlarına hizmet edecektir. KKTC’ye her türlü mal ve gemi, insan giriş-çıkışını denetleme, bilgi edinme gibi imkanların elde edilmesi, KKTC ve Türkiye aleyhinde istihbarat altyapısı oluşturma yönünde de istismar edilebilecektir. GKRY ve KKTC’deki limanların, İsrail’in Lübnan saldırıları sırasında bölgenin tahliyesi için olduğu gibi,   Orta Doğu’daki gelişmelerle bağlantılı çeşitli işlevler görebilecek olması da konunun ayrı bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, BM denetiminin gerçekleşmesi halinde, gelecekte BM Güvenlik Konseyi’nin  alacağı kararlar çerçevesinde, Magosa Limanı’nın yabancı savaş gemileri ve uçakları tarafından kullanması gibi gelişmelerin gündeme gelmesi de sürpriz sayılmamalıdır.[xxiv] 8.     AB, 24 Nisan 2004 Referandumu’ndan yalnızca 2 gün sonra Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonun sona erdirileceği sözünü vermiş, Mali Yardım, Doğrudan Ticaret ve Yeşil Hat Tüzüklerini hiçbir önkoşul olmaksızın uygulayacağını açıklamıştır. Finlandiya’nın girişimi, “önce Maraş ve Magosa Limanı’nı Doğrudan Ticaret Tüzüğü için pazarlık unsuru haline getiren, son olarak da hepsini birden Türkiye’nin limanlarını Rumlara açması için önkoşul olarak ileri süren” AB için, “ahde vefa” ilkesinin anlamı bulunmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasının Türkiye’nin AB üyeliği sürecine bağlanmak istenmesi, AB’nin çifte standartlı tutumunu yansıtmaktadır. 9.     Finlandiya önerileri, AB’nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kaldırılması ile ilgili gerçek niyetlerini de sergilemektedir. KKTC ile hava ulaşımı gerçekleştirilmesini içermeyen hiçbir öneri, izolasyonun kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. GKRY ile sadece turizm gelirlerinin karşılaştırılması dahi, dünya ile Türkiye dışında uçuş bağlantısı olmayan KKTC’nin kaybının büyüklüğünü göstermektedir. KKTC, büyük çoğunluğu Türkiye’den gelen yaklaşık 500 bin turistten yılda 200 milyon dolar gelir elde ederken,[xxv] GKRY 2.5 milyon turistten 2 milyar dolar gelir sağlamaktadır.[xxvi] Bu tablo, “ambargolar kaldırıldı görüntüsü altında” Magosa Limanı’nın AB veya BM denetiminde kullanıma açılması halinde yılda elde edilebilecek ilave 10 milyon doların gülünçlüğünü ortaya koymaktadır.10. Türkiye’nin 24 Ocak 2006 tarihli Kıbrıs Eylem Planı, tüm kısıtlamaların karşılıklı ve eşzamanlı kaldırılmasını ve bunun uygulanabilmesi için atılacak adımları içermektedir. Plan’da; Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını GKRY’ye açması karşılığında, “Kuzey Kıbrıs’taki liman ve havaalanlarının KKTC Yönetimi altında uçuş ve dolaşıma açılması, KKTC’nin ‘ekonomik bir varlık olarak’ Gümrük Birliği’ne dahil edilmesi, Kıbrıs Türklerine uygulanan sportif, kültürel ve sosyal ambargoların kaldırılması” talep edilmektedir.[xxvii] KKTC’nin yalnızca bir limanını ve KKTC yerine AB denetimi altında açılmasını öneren, KKTC Havaalanlarına hiç değinmeyen, üstüne Maraş’ı ekleyen Finlandiya önerisi, Türkiye’nin “Kıbrıs Eylem Planı”nın AB tarafından kabul ve destek görmediğinin en açık ifadesidir.[xxviii] II. Limanların açılması, EK Protokol1.     Türkiye’nin Kıbrıs sorununda nihai bir çözüme ulaşılmadan Rum gemilerine  limanlarını açmasının, siyasi, ekonomik ve hukuki açıdan çok ağır sonuçları olacaktır. Bunların en başında, GKRY’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru temsilcisi” olarak önce fiili sonra hukuki tanınmasına giden yolu açacak olması gelmektedir. Liman işlemlerinde Rum otoritelerinin verdiği belgelerin kabul edilmesi  gerekecektir. Ardından da Rumların önce Konsolosluk, sonra Büyükelçilik açması için baskılar gelecektir. 2.     Aynı sıkıntılar, Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nün[xxix] onaylanma ve uygulanması isteklerinin yerine getirilmesi için de söz konusudur. Zira, Avrupa Parlamentosu, 28 Eylül 2005 tarihli kararında Ek Protokol’ü TBMM’den beraberinde –Türkiye’nin 29 Temmuz 2005’te Protokol’ü imzalarken yayınladığı, bu imzanın GKRY’yi “tanıma” anlamına gelmediğini içeren- deklarasyon[xxx] olmaksızın geçirmesi halinde onaylayabileceğini bildirmiştir.   3.     Ek Protokol’ün uygulanması ve limanların açılması, KKTC açısından ekonominin giderek Güney’e kayması suretiyle ekonomik bağımlılık yaratması, ileriki aşamalarda ise siyasi bağımlılığa dönüşmesi risk ve potansiyelini taşımaktadır. Protokol’ün uygulanması halinde, Türkiye ile KKTC arasında gümrük birliği olmaması ve KKTC’nin doğrudan ticaret imkanına sahip olmaması nedeniyle KKTC ile ticaret ve yatırım rasyonel olmaktan çıkacaktır. KKTC ile yapılan ithalat ve ihracat dahi gümrük vergisi ödenmemesi için GKRY üzerinden, hatta GKRY’ye limanların açılması durumunda Rum gemileri yoluyla yapılır olabilecektir. Türkiye dışında diğer ülkelerle deniz ve hava ulaşımı olmayan KKTC, giderek Rum ekonomisine daha bağımlı, en kötüsü de bir anlamda Türkiye tarafından ambargo uygulanır hale gelecektir.[xxxi] Esasen, 28 Eylül 2006 tarihli Resmi Gazete’de T.C. Bakanlar Kurulu’nun “Türkiye ile Avrupa Topluluğu Arasında Oluşturulan Gümrük Birliği’nin Uygulanmasına İlişkin Esaslar Hakkında Kararı”nın yayınlanması ile bunun altyapısının oluştuğunu söylemek mümkündür.[xxxii]4.     Konunun diğer bir boyutu, ekonomik kökenli olup, Ceyhan bölgesinin dünyanın sayılı büyük petrol yükleme limanlarından birisi haline gelecek olmasıyla ilgilidir. GKRY, tanker taşımacılığında dünya sıralamasında 6. durumdadır ve limanların açılması halinde Ceyhan bölgesinden dünya pazarlarına dağıtılacak petrolün taşınmasında pastadan en büyük payı alma şansına sahip olacaktır. Türkiye’nin Rum gemilerine kısıtlamalarını sürdürmesi halinde Ceyhan’dan dünya pazarlarına petrol taşımak isteyen Rum gemilerinin Kıbrıs Rum bayrağından çıkmaları, GKRY denizcilik sektörü için önemli bir darbe olabilecek ve gümrük birliğinin sağlayacağı avantajlar yok olabilecektir. Bu nedenle, Bakü-Ceyhan hattından yararlanma isteğinin dahi, tek başına, GKRY’nin Türkiye’nin limanlarını açması için ısrarlı bir tutum içinde olmasına yeteceği düşünülmektedir.[xxxiii]5.     Gündeme getirilen hususlardan biri de, Finlandiya’nın Türkiye’den bütün limanlarını değil, bir veya birkaç limanını açmasını isteyeceğidir.[xxxiv] Ancak, yaratılacak siyasi ve hukuki sonucun liman sayısı ile bağlantılı olmayacağı açıktır.Sonuç            Henüz içeriği resmen açıklanmamış olsa da, basına yansıdığı şekliyle ve tarafların gösterdikleri tepkilerden Finlandiya önerisinin, Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargoların kaldırıldığı görüntüsü altında Türkiye-AB müzakerelerindeki Kıbrıs şartlarının ve Rum taleplerinin yerine getirilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır. Üstelik, yukarıda sıralanan gerekçeler çerçevesinde Magosa Limanı’nın BM ya da AB denetiminde kullanılmaya başlanmasının, izolasyonların kaldırılması ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı, KKTC egemenliğinin devredilmesini hedeflediği ortadadır. Maraş gibi ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak ele alınabilecek bir konunun, bu önerilere dahil edilmesi de izahtan yoksundur. Bu bağlamda, Vakıf malı olan Maraş’taki taşınmazların Kıbrıs Vakıflar İdaresi’nin yönetimine verilmesine ilişkin bir sürecin başlatılması,  Rum tarafı ve AB’yi atacakları adımlarda daha dikkatli olmaya zorlayacağı düşünülmektedir. Bu konunun, AB tarafından değişik zamanlarda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ya da Limanların açılması ve Ek Protokol gibi konularla ilişkilendirilerek gündeme getirilmesi, “BM çerçevesinde çözüm” ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. AB’nin, 3 Ekim Müzakere Çerçeve Belgesi’ne dahil edilen “Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde ve AB ilkelerine dayalı çözüm” ifadesini, çözümü “BM çatısından AB’ye kaydırma” şeklinde yorumlamak istediği görülmektedir. Bu durum, Türkiye-AB müzakerelerinde “veto tehdidi” yoluyla, muhtemel bir çözüm masasından daha fazlasını elde etmeyi amaçlayan Rum çıkarları ile paralellik arz etmektedir.  Sadece Maraş ve Magosa Limanı’na ilişkin talepler dahi Finlandiya önerilerini reddetmek iken yeterli iken, Kıbrıs Eylem Planı ile tutumunu ortaya koyan Türkiye’nin, bu konuların limanlarını açması ve Ek Protokol’ün uygulanması ile bağlantılandırılmasını kabul etmesi beklenemez, beklenmemelidir. Kaldı ki, AB’nin, Kıbrıs Türklerinin dünya ile “KKTC’nin tanınması anlamına gelmeyecek” şekilde de olsa Magosa Limanı üzerinden ticaret yapabilmelerini gerçekten istemiş olması halinde, bunun en uygun yolunun AB ile hem gümrük birliği hem de üyelik süreci içinde bulunan Türkiye’ye devredilmesini önermek olacağı düşünülmektedir. Aksi yöndeki gelişmeler, Türkiye açısından geri dönülemez bir süreci başlatacaktır. Bu bağlamda, KKTC-Türkiye ilişkilerinde hassasiyet yaratılmasına, Rum, AB ve ABD desteği ile yıllardır toplumsal, ekonomik ve siyasi olarak çözülmesi için büyük çaba gösterilen Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’yi suçlama eğilimine girmelerine de yol açılacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinde “tren kazası” tehditleri karşısında, vetonun yalnız Rumlar için değil tüm AB üyeleri için de son seçenek olduğu, bu takdirde Türkiye’den beklentilerinin yerine getirilmesi imkânını kaybedecekleri hususu dikkate alınmalıdır. Nitekim, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas “veto tehdidinin, veto kullanılmasında etkili olduğunu” açıklamıştır. Bu çerçevede; Finlandiya önerilerinin, Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkilerinde başlatılan “ucu açık oyalanma sürecinde”, “ölümü göstererek sıtmaya razı etmek” şeklindeki tavizlerin elde edilmesine yönelik olduğunu söylemek mümkündür.
[i] http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=235461[ii] “Talat:“Finlandiya’nın önerileri Papadopulos’tan esinlenme”, Kıbrıs, 3 Ekim 2006.[iii] “Bazı limanlarımızın BM veya AB denetimine verilmesi tartışmalarına taraf değiliz”, Kıbrıs, 17 Ağustos 2006.[iv] Finlandiya Kıbrıs için yoğun temasta”, Radikal, 23 Eylül 2006.[v] “Ahlaksız teklif”, Arca Ajans, 16 Eylül 2006.[vi] “NTV:Türkiye, Finlandiya’nın önerisini görüşmeye hazır”, Kıbrıs, 3 Ekim 2006.[vii] Sema Sezer, “KKTC İç Politikasında Yeni Oluşum ve İddialar”, ASAM Günlük Değerlendirme, 8 Eylül 2006,  http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1133&kat1=3&kat2=[viii] “Babacan: Kıbrıs´ta yeni fikirlere açığız, bu yıl sonunu bekleyin”, Arca Ajans, 29 Eylül 2006.[ix] http://www.abhaber.com/haber_sayfasi.asp?id=13575[x] Resmi Gazete, 28 Eylül 2006,http://rega.basbakanlik.gov.tr/main.aspx?homehttp://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2006/09/20060928.htm&mainhttp://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2006/09/20060928.htm[xi] “AB’nin Kıbrıs önerisini hiçbir taraf...”, Halkın Sesi, 4 Ekim 2006.[xii] Maraş’a Karşılık Magosa Limanı”, Zaman, 16 Temmuz 2004.[xiii] Yorgo Kırbaki, “Rumlar Çıkış Arıyor”, Radikal, 17 Temmuz 2004.[xiv] Sema Sezer, “KKTC’de Mali Tüzük Çıkmazı”, ASAM Günlük Değerlendirme, 5 Nisan 2006, http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=957&kat1=&kat2=1 (Detaylı değerlendirme,için bkz. “KKTC’ye Mali Yardım Oyunu”, Stratejik Analiz, Nisan 2006)[xv]Yorgo Kırbaki, “Dora’nın valizinde Maraş ve Magosa var”, Hürriyet, 10 Mart 2006.[xvi] Sema Sezer, “Maraş Kime Ait”, ASAM Günlük Değerlendirme, 4 Ocak 2006, http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1006&kat1=3&kat2=[xvii] Sami Özuluslu, “Brüksel’in Tüzük Çıkmazı”, Yeni Düzen, 9 Aralık 2005.[xviii] “Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü-31 Mart 2004”, http://www.asam.org.tr/belgeler/annan.pdf[xix] Sema Sezer, “Kıbrıs’ta Saatli Bomba: Mülkiyet Sorunu”, Stratejik Analiz, Şubat 2006, http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1075&kat1=3&kat2=[xx] Sabahattin İsmail, “Finlandiya Önerisi Kabul Edilemez”, Volkan, 2 Ekim 2006.[xxi] “Rumlar, KKTC limanlarının BM’ye devredilmesine karşı”, Arca Ajans, 1 Ekim 2006.[xxii] “Kurtarma formülü”, Milliyet, 17 Ağustos 2006.[xxiii] Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sayfası, “Annan İyi Niyet Raporu-28 Mayıs 2004” http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/DisPolitika/AnaKonular/Kibris/Annan_iyiniyet_raporu.htm[xxiv] Sabahattin İsmail, “KKTC Limanlarının BM Yönetimine..”, Volkan, 3 Ekim 2006.[xxv] “KKTC Ekonomisi”, http://www.igeme.gov.tr/TUR/bakis/sayi%2027/bakis2738.htm[xxvi]  Pınar B. Karayılanoğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”,    http://www.izto.org.tr/NR/rdonlyres/63E1C971-8787-473E-92A7-3E2228B43AFF/4922/guneykibris.pdf[xxvii] Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sayfası, “Kıbrıs Konusunda Türkiye’nin Yeni Açılımı”, 24 Ocak 2006, http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/DisPolitika/AnaKonular/Kibris/yeni_acilim.htm[xxviii] Sema Sezer, “Türkiye’nin Yeni Kıbrıs Açılımı”, Stratejik Analiz, Mart 2006, ss.74-85.[xxix] “Ek Protokol”, http://www.abhaber.com/belgeler/kibris_protokol.asp[xxx] Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sayfası, “1963 Ankara Anlaşması´nı Tüm AB Üyelerine Genişleten Uyum Protokolü hk.”, 29 Temmuz 2005, http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2005/Temmuz/NO123_29Temmuz2005.htm[xxxi] Sema Sezer, “Uyum Protokolü ve Kıbrıs”, Stratejik Analiz, Temmuz 2005.  [xxxii] Sema Sezer, “Rumlarla Gümrük Birliğinde Yeni Dönem mi”, ASAM Günlük Değerlendirme, 29 Eylül 2006.[xxxiii] Sema Sezer, “Rumlar Türk Limanları İçin Pusuda”, Stratejik Analiz, Eylül 2005.[xxxiv] “Türkiye´den Rumlar´a birkaç limanını açması isteniyor”, Arca Ajans, 27 Eylül 2006.ssezer@asam.org.trDenizHaber.Com
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim