• BIST 99.292
  • Altın 238,408
  • Dolar 6,1768
  • Euro 7,2717
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 20 °C
  • Antalya 25 °C
  • Muğla 21 °C
  • Çanakkale 16 °C

Biçim Değiştiren Küreselleşme ve Deniz Ticaret Sektörü

HARUN ŞİŞMANYAZICI

Bilindiği üzere küreselleşme 26 yıldır hayatımızı yönlendirmektedir. Ancak içinde bulunduğumuz dünyanın iktisadi paradigmalarındaki değişim dikkate alındığında küreselleşmenin ne kadar devam edeceği ya da küreselleşmenin sonun gelip gelmediği ekonomik platformlarda tartışılmaya başlamıştır. Bu konudaki ilk tespit Danish Bank raporunda yaklaşık 2 yıl önce ortaya konmuş, daha sonra PWC’nin çalışmalarında dillendirilmiş ve daha sonra Credit Suisse Research Instıtute (CSR) bu konuda farklı senaryolar üzerinde çalışarak küreselleşmenin mutasyona uğradığını ya da önümüzdeki yıllarda bu değişimin  gerçekleşeceğini iddia etmiştir.

Ülkemizde ise bu husus lojistik ve  deniz taşımacılığını ilgilendiren yönü itibari ile ilk defa tarafımdan geçen senenin başında yazdığım yazılarda dile getirilmiş ve ondan sonra deniz ticaretinin sorunları ile ilgili yazdığım her rapor ve projede Danish Bank raporundaki ‘’artık üretimin tüketim merkezlerine yakın üretim hub’larına kayacağı ‘’şeklindeki ön görüsüne atıfta bulunarak ,bunun deniz ticaret piyasasına olan etkileri irdelenmiştir.

Bu yazımda konu biraz daha derinliğine ele alınarak ,sadece ekonomik değil , meselenin sosyolojik ve siyasi veçheleri ile de değerlendirilerek  bu yeni değişimin deniz taşımacılığına olan etkisi ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Küreselleşmenin Tanımı ve Tarihçesi

Bilindiği üzere küreselleşme açıklanmaya çalışıldığında hem tanımı hem de tarihi geçmişi ile ilgili yeknesak bir ifadeye ya da görüşe rastlayabilmek mümkün değildir. Küreselleşmenin tarihini bazıları insanlığın var oluşuna kadar götürürlerken bazıları Orta Çağa kadar  götürmekte  ,kimileri ise 1870 ikinci Sanayi devrimi yada başka deyişle teknolojik devrim ile  başlatmaktadırlar. Bir Başkası ise gerçek küreselleşmenin tarihinin 1980 li yılların sonunda başladığını iddia etmektedir. Amacımız iktisat tarihi konusunda bir araştırma yapmak olmadığı için yaptığımız bu incelemede 1990-2016 dönemi ele alınacak , ancak dönemsel benzer hareketler ve sonuçlar bakımından 1870-1914 , 1929-1945 dönemi ve 1950 sonrası özellikle 1960-1973 dönemi de incelenecektir. Aslında geniş bir perspektiften meseleye bakıldığında 1870-1914 küreselleşmenin ilk dönemi 1960 ve sonrası ikinci dönemi olarak kabul edilmektedir.

 Tanım olarak meseleye yaklaştığımızda ise küreselleşmeyi ifade etmek için kullanılan bir çok kelime ve tanıma rastlanılmaktadır. Örneğin;  küreselleşme, uluslararasılaşma, evrenselleşme , liberalizasyon, batılılaşma , karşılıklı bağımlılık ,modernizasyon olarak ifade edilmektedir.(Bkz Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye –Fırat Bayar )

Hal böyle olmakla beraber yukarıdaki açıklamalara ilave olarak, küreselleşme hemen hemen her husus ile ilişkilendirilmektedir. Örneğin küreselleşmenin konteyner ticaretindeki gelişmeyi desteklediği belirtildiği gibi, konteyner ticaretindeki gelişmenin küreselleşmenin dinamosu  ve küreselleşmenin üzerinde büyüdüğü ve geliştiği iyi bir platform olduğu vurgulanmaktadır.

 Bu durum ‘’tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan çıkmaktadır’’ sorusu ile ayniyet kesbetmektedir.

Bizim buradaki amacımız açısından bu tanımı uluslararasılaşma , liberalizasyon ,yada neoliberalizasyonun oluşturduğu iktisadi düzenin ülkelerin kapılarını diğer dünya ülkelerine açması ve ticaretin serbestleşmesinin sağladığı mal hareketlerindeki artışı  olarak yapabiliriz.

 Bu tanımımız bazı iktisat otoritelerince doğru olarak karşılanmakla birlikte Vilde Wıkan gibi ekonomistlerin görüşleri ile örtüşmeyecektir.(Bkz What is ‘neoliberalism ‘and How does it relate to Globalization mar 21 .2015)

Çünkü Wıkan küreselleşme ile liberalizasyon arasında bir korelasyon olduğunu ortaya koyan verilerin çok fazla olmadığını  belirtmekte ve  küreselleşmenin  neoliberailizme göre daha zengin olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte  küresel neoliberalizmin  küreselleşmeye katkı sağladığını da toptan inkar etmemektedir.  İlaveten küreselleşmenin bir çok teknik ve politik gelişme ile ortaya çıktığını , direk ya da en direk olarak bunlardan ancak bazılarının neoliberal ekonomik politikalar ile ilgili olduğunu vurgulamaktadır. Bizim buradaki savımız ise bu hususları dikkate almakla beraber az yada çok ,direk yada en direk neoliberal politikaların küreselleşme ile ilintisinin ortaya konmasıdır. Bu zorlama yaklaşmanın  nedeni ise bu metinde detayı ile açıklanacağı üzere ; içinde bulunduğumuz sıkıntıların bir nedeninin de küreselleşmedeki değişim ile birlikte neoliberalizimin de  kurumlarını oluşturamaması yüzünden  artık sonunun gelmiş  olmasıdır.

Bilindiği üzere  küreselleşme ile konteynerizasyon   Küresel büyüme(WORLD GDP) ile konteynerizasyon ,yada sanayileşme ile konteynerizasyon arasında da ilişki bulunmaktadır. Daha doğrusu bunların hepsinin birbiri ile ilişkisi bulunmaktadır.  Şüphesiz bunların içine uluslararası deniz taşımacılığını ve küresel ticareti de koymamız gerekmektedir.  Tüm bu unsurlar birbirlerini negatif ya da pozitif olarak aynı yönde etkilemektedirler.

Sanayileşme ile küreselleşme ,deniz taşımacılığı ve  konteynerizasyon arasında da iyi bir korelasyon bulunmaktadır. Fakat son yıllarda bu ilişkilerde bir bozulma olduğu ortaya çıkmıştır.

Konteyner taşımacılığı ile küreselleşme arasında bir ilişki olduğu dikkate alındığında son yıllarda konteyner taşıması  artış hızında bir zayıflama olması   küreselleşmede bir gerileme olduğunu hatta imalat sanayi ve endüstri üretiminde bir zafiyet olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

                                               2008    2009    2010    2011      2012    2013     2014    2015    10 Yıllık %     5 Yıllık %

Dünya Den Tic Mt               8.609  8.295   9.066   9.474   9.876    10.215  10.547 10.766      3.2                3.1

Dünya Nüf. (M kişi)             6.764  6.846  6.930   7.013   7.098     7.182     7.266    7.349        1.2              1.2

Kişi Başına Tic Mikt.               1.27    1.21   1.31       1.35      1.39       1.42       1.45      1.46       2.0             1.9

Kişi Başına Dökme yük            0.92  0.88  0.94      0.97       1.00      1.02        1.03      1.04         1.8             1.6

Kişi Başına Kontey.Tic              0.19    0.17  0.19    0.20        0.21       0.21        0.23     0.23         3.7          3.4

Deniz Taşımacılığı Çarpanı;

Dünya Den Taş Artış %               2.5     -3.7     9.3     4.5          4.2         3.4         3.3         2.1          3.3           3.1

Dünya GSYIH Artış %                   3.1       0.0    5.4      4.2          3.4        3.4          3.4         3.1          3.5          3.3

Dünya Den Taş/GSYIH Çarpanı  0.83   -        1.73    1.08       1.24       1.01       0.96        0.66        0.93        0.92

Sanayi Üretimi Artışı   %             -1.8   -13.3   8.0      2.4       -0.1         0.4          2.0           -             -               -

Deniz taşıma/Sanayi Üretimi

Çarpanı                                           -1.4     0.27 1.17    1.90    -37.71    9.38         1.64

Yukarıdaki veriler incelendiğinde ortaya 3 önemli husus çıkmaktadır.

1-Uluslararası Ticaret giderek konteynerize olmaktadır. Ancak bunun artış % desinde son yıllarda bir azalma olmaya başlamıştır. TEU bazında taşınan konteyner artışı 2015 de %2 olmuştur. Oysaki 2013 ve 2014 de %5 di. Ton olarak taşınan miktar 2013’de %5.46 ve 2014 de %6.22   artmasına rağmen 2015 de %3 artmıştır. Bu bize son zamanlarda konteyner ticareti artış hızında bir yavaşlama olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak artış % desi olarak konteyner taşımalarındaki artışın kuru dökme yüke göre çok daha iyi olduğu görülmektedir.

2-Dünya Deniz Taşımacılığı ,Dünya GSYIH çarpanında da bir gerileme olduğu görülmektedir. Bunun ise iki tane nedeni bulunmaktadır;

i)Dünya GSYIH içinde hizmet sektörünün  ağırlık kazanması, ancak hizmet sektörü içinde özellikle 2015 yılında  belli başlı dominant ülkelerde lojistik ve depoculuk hizmetlerinin  gerilemesi . Kısaca Dünya GSYIH artışı sanayi üretimindeki artıştan ziyade hizmet sektöründeki artıştan kaynaklanmaktadır.

ii) Dünya Ticareti  ile Dünya GSYIH sı arasındaki ilişkinin bozulmaya başlamasıdır. II.Dünya Savaşı sonrası döneminde Küresel GSYIH 6 kat artarken dünya eşya ticareti 20 kat artmıştır.  2012 yılına kadar Dünya eşya ticareti Küresel GSYIH nın hep üstünde bazı yıllar 2 katı artmıştır. Ancak 2012 yılından sonra bu ilişki hızla bozulmaya başlamıştır.

1998-2008 döneminde Küresel Ekonomi ortalama %3 büyürken Dünya ticareti ortalama %5.8 büyümüştür. 2004 -2008 arası ise IMF Büyüme rakamlarına göre  Dünya ekonomisi ortalama %4.92 büyürken , uluslararası ticaret artışı ise 6.66 olmuştur. Bu durum aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

harun-şişmanyazici.jpg

Fakat bu ilişki daha sonra bozulmuştur.  Bu ise aşağıdaki grafikte görülmektedir.

Artık uluslararası ticaret dünya GSYIH ‘ı kadar ya onun biraz üstünde ya da altında artmaktadır. İşin daha ilginci Küresel Ticaret son 3 yıldır  Dünya GSYIH nın %23-25’in de yapışıp kalmış buradan yukarı çıkamamaya başlamıştır. Muhtemelen 2016 yılında da bu devam edecektir.

harun-şişmanyazici2.jpg

Uluslararası Ticaretin küresel GSYIH artışına elastikiyeti de düşmektedir. Daha önce % 2.3 iken bu oran son yıllarda %0.8 e düşmüştür.

Tüm bu oluşumlar küreselleşmenin zayıfladığına işaret etmektedir.

3-Asıl denizcilik krizi 2009 da değil 2012 yılında başlamıştır. Bunu Deniz Taşımacılığı ve Sanayi Üretimi çarpanındaki -37.81 den görebilmekteyiz. 2009 da bu çarpan 0.27 idi. 2012 yılı teu esası ile konteyner taşımacılığının % 3 artış ile en düşük olduğu yıllardan biridir. Ancak 2015 yılı %2 artış ile bu yıldan da düşük olmuştur. Sanayi üretimi ve konteynerizasyon ve küreselleşme arasında bir ilinti olduğuna göre buda bize burada bir bozulmanın olduğunu ortaya koymaktadır.

Küreselleşmenin diğer dinamosu ise küresel mali piyasaların ve küresel sermaye akımlarının  olağan üstü hacim, derinlik ve finansal ürünlerindeki çeşitliliğidir. Bankacılık sektörü de burada büyük rol oynamaktadır. Ancak şu da bilinmektedir ki uluslararası arena da sermaye hareketlerindeki hem volume hem de hız olarak artış ve dalgalanmalar büyüme yaratmakta fakat bu büyüme sürdürülebilir bir büyüme olmamakta ve tam tersi varlık balonları yaratmak sureti ile ardından çöküntü ve buhran getirmektedir. Bunda  Sahadow Banking sistem de 2008 öncesi ABD de görüldüğü gibi ciddi ve önemli bir rol oynamaktadır. Şimdi aynı durum Çin de görülmektedir. Son zamanlarda XI-Lİ kabinesi ya da yönetimi tarafından kontrole alındığı söylense de Çin deki bu Shadow Banking sistemi içindeki finansal kurumların Bilançolarının şiştiğinden ve risklerin fazlalaştığından endişe edilmektedir. Hatta Madem YELLEN’in güvercin tavrının bu korkudan kaynaklandığı iddia edilmektedir. NINJA’lara verilen krediler ciddi riskler yaratmaktadır.

Şu an dünyayı bir Finans seli kaplamıştır. Türev Piyasaların büyüklüğü 630 Trilyon usd, Piyasadaki dar para  olarak tanımlanan, madeni para ,kağıt para ve likiditesi yüksek vadesiz mevduat toplamı 28.6 Trilyon usd dir. Geniş Para arzı olarak tabir edilen kağıt para, madeni para,Money Market Accounts (vadesiz mevduata göre daha düşük likiditesi olan tasarruflar) ,vadesiz mevduat toplamı 80.9 Trilyon usd , Küresel borç toplamı ise  199 Trilyon usd dir.

Dünyanın bu günkü sorunu üretim değil tüketim olmasına karşın 0  yada (-)faiz ve parasal genişlemeler ile ülkeler öncelikle üretim artışı ve buna bağlı istihdam artışını hedeflerken doğal olarak uygun kredi imkanları ile talebi de artırmayı planlamakta ve buna bağlı olarak ta kontrol edilebilir bir enflasyon ve fiyat artışı daha doğrusu istikrarı hedeflenmektedir.

Ancak bilindiği üzere içinde bulunulan krizin ana nedenlerinden biri de kapasite fazlalığıdır.

2004 döneminin genişlemeci politikaları ile 2009 yılında Çin deki HU-WEN kabinesi 586 Milyar usd lik yatırım yapmış ve genişlemeci politikalar uygulamış ve bunun %70’i alt yapı yatırımları olmuştur. Bunun ise 30 Milyarını  merkezi hükümet karşılamış ve geri kalanının lokal hükümetler piyasadan sağlamışlardır. Çin’in bu gün içinde bulunduğu en büyük problem bu lokal hükümetler, belediyelerin ve özel sektör borçlarıdır. Ancak Çin de aynı zamanda ihracata dayalı aşırı bir kapasite yaratılmıştır. Aynı durum Brezilya, Avustralya ve diğer ülkelerdeki Demir Cevheri ve diğer madenlerde, kömür üretim tesislerinde, Petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinde görülmüştür. Bu aşırı kapasite emtia fiyatlarının düşmesine yol açmıştır. Bu ise önemli GSYIH artışları ile küresel ekonomiyi ayakta tutan emtia ihraç eden ülkelerin gelirlerinde düşmeye ve buna bağlı olarak ta hem uluslararası arenada taleplerinin  hem de büyüme oranlarının düşmesine ve resesyona girmelerine neden olmuştur.

Böyle bir ortamda aşırı para ve finansman yatırım yerine spekülatif varlıklara yönelerek buralarda varlık balonları yaratmaya başlamıştır. Parasal genişlemenin negatif unsurları olarak literatürde de bu durumun ileri sürüldüğü bilinen bir gerçektir. Ancak parasal genişleme doğal olarak talepte de artış yaratmaktadır. Bu sefer bunun derecesi düşük olmuştur. ABD ayrı bir durum olarak söz konusu parasal  genişleme ile krizden çıkmayı başarmış olsa da dünyanın en büyük ülkesi olarak durum Avrupa Birliğine göre farklı oluşmaktadır. Bu konuda ,kısa dönemli iyileşmeler dışında , Japonya da aynı başarıyı pek gösterememektedir. Nispi bir iyileşme Avrupa’da görülse de küresel ekonomideki diğer faktörler nedeni ile yani diğer ülkelerdeki bozulmalar yüzünden istenilen etki yaratılamamaktadır.

Diğer alanlardaki bu kapasite artışı deniz taşımacılığında da görülmüş ve gemi tonajı 15 yıl içinde 1 Milyar dwt artmıştır. Bu ise aynı emtia fiyatlarındaki düşme gibi sunulan taşıma hizmetinin fiyatında ciddi düşmelere ve diğer nedenler ile  birlikte doğal olarak içinde bulunduğumuz krizi yaratmıştır.

Bu günün sorunu hem küresel ekonomi hem de deniz taşımacılığı bakımından  arzın çok fazla olmasına karşın talep artışının yeterli olmamasıdır.  Bunun arkasındaki   en önemli neden ise küreselleşmedeki bozulma  ve uluslararası ticaretteki yavaşlama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Küreselleşme ile İlgili Muhtemel Beklentiler

Bu konu ile ilgili olarak Credit Suisse Resarch Instıtute (CSRI) bir araştırma yapmış ve  dünya üzerindeki ülkelerin ilişkileri bakımından 3 potansiyel gelişmenin olabileceği kestirilmiştir.  Yada doru tanım ile bu günkü veriler ve gelişmeler dikkate alındığında 3 muhtemel sonuç  ortaya çıkabilecektir.

Küreselleşmenin Sonuna Gelinmektedir

Mevcut Milliyetçi akımlar ile küreselleşmenin sonuna gelinmektedir. Bu durum ile daha önce de karşılaşılmıştır. II. ci Sanayi devrimimden sonra ortaya çıkan yeni üretim biçimi ve ürünlerin ticareti ve ucuz işçi temini nedeni ile insan göçlerine ve emeğin seyyaliyetine göz yumulmuştur. 60 Milyon Avrupalı Kuzey Amerika’ya  ve diğer alanlara göç etmiştir.(1820-1930 yılları arasında 55-60 Milyon Kişi Avrupa’dan Müstemleke ülkelere göç etmiştir. Bkz Uluslararası Göçmen Hareketliliği ve İnsan Ticareti Devrim Gül Vural)Bu göçün bir nedeni de II. Sanayi Devriminden sonra Ulaşım vasıtalarının gelişimi ,telgrafın icadı ile haberleşmenin gelişimi  petrol’ün bulunması ,petro kimya   ve elektriğin icadının zemin hazırladığı küreselleşme  olmuştur. (Bkz Sanayi Devrimleri Füsün Kavrakoğlu)

Söz konusu Endüstri devriminden sonra ,ki burada  I. Sanayi Devriminin öncüsü İngiltere olurken II Sanayi  Devrimin de  ABD ve Almanya başı çekmiştir. Bu ise yukarıda da sözü edildiği üzere özellikle müstemlekeler ile ana kıta arasındaki ticaret bakımından bir evrenselleşmeyi başlatmış ve AVRUPA’nın ihracatı artmıştır. Bunun üzerine gerek Avrupa ve ABD ticaretinde sınırlayıcı tarifeler uygulanmaya başlamıştır. Zaman içinde milliyetçilik akımlarında  yükselme görülmüştür.

 Ticarete getirilen bu sınırlamalar ve ulusçuluk ,milli sanayinin himayesi, serbestleşmenin önüne set çekmiş ve 44 yıllık küreselleşme I.ci Dünya Savaşı ile sona ermiştir.

CSRI bunun yeniden gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini araştırmış ve olabileceği sonucuna varmıştır. Ekonomik büyümenin yavaşlaması (Özellikle gelişme yolundaki yada yükselişte olan ülkelerin ve Çin gibi lokomotif bir ülkenin ekonomik büyümesindeki yavaşlama-2015 yılında %6.9 büyümüştür) merkezi hükümet borçlarının artması –Çin gibi ülkelerde lokal hükümet ve belediyelerin borçlarındaki anormal artışlar-gelir eşitsizliği, sermayenin tepede toplanmaya başlaması ,yüksek göç dalgaları bu oluşuma zemin hazırlayan gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yukarıda da açıklandığı üzere gelişme yolundaki ülkeler artık eskisi kadar büyümemektedir. Ortalama %4.5 gibi görülen büyüme reel olarak % 4 ün altındadır. Hatta Çin ve Hindistan’ı dışarı alırsak bu ortalama daha da düşmekte hatta bazı bölgelerde %1.4 lere kadar inmektedir.  

Gelir dağılımındaki eşitsizlik ve sermayenin tepede toplanması ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bunu artık Kapitalist Demokrasinin kalesi olan ABD de OBAMA da dile getirmekte ve Ülkemizde Koç gurubunun temsilcileri yine aynı gerçeğe vurgu yapmaktadırlar. Bu teşhis yeni bir tespit de değildir. Yaklaşık 7-8 yılıdır G7 Ülkeleri bu gerçeğin farkına  vararak uluslararası ticaretin gelişmesi ve üretilen malların satılabilmesi için eski dönemden farklı olarak gelir dağılımındaki bozulmayı telafi edici politikaların geliştirilmesini savunmaktadırlar. Çünkü küresel ekonomide aşırı bir üretim mevcut iken hem gelir dağılımındaki eşitsizliğin yarattığı satın alma gücü zafiyeti hem de küresel istikrarsızlık ve kaotik durum nedeni ile önünü göremeyen hane halkının tasarrufa yönelmeleri yüzünden talep düşmektedir.  Yaşlanan dünya nüfusunun farklı ve dar tüketim modeli de meselenin diğer bir yönüdür.

İşin ilginci bu kaotik durumun ve jeopolitik risklerin mevcudiyeti de yine giderek fakirleşen ,itilen ,ötelenen , ezilen kitlelerin ‘’kimlik sorunu’’ olmaktadır.  Kabilecilik ya da Mikro Milliyetçilik olarak tanımlanan bu duruma burada bilahare değinilecektir.

Küreselleşmeden uzaklaşıldığını ortaya koyan diğer belirtiler ise ;Ticari korumacılık , askeri harcamalar ve demokrasiden uzaklaşmadır.

Aslında GATT daha sonra Dünya Ticaret Örgütü içinde serbestleştirme hatta benimde zaman zaman içinde bulunduğum ve toplantılarına katıldığım Servis Sektörlerinin de liberalizasyonu konuşmaları ve müzakereleri devam etse de ,diğer taraftan ticari korumacılık son yıllarda artma eğilimine girmiştir.

Yukarıda sözü edilen bu risk ya da küreselleşmeye karşı olan tehditlerin bazıları gerçekten ciddi boyutlara gelmeye başlamıştır. Örneğin  ithalat kotaları ,İhracat vergileri (Bkz Harun Şişmanyazıcı İhraç Vergileri ve Deniz Taşımacılığına Etkileri)Ülkelerin Birbirlerine Yaptırımları(Örneğin Iran’a ve Rusya’ya yapılan ambargo ve Rusya’nın ABD ve AB ye karşı ambargo uygulaması, daha önce IRAK ve Libya’ya uygulanan iktisadi ambargolar)Ülkelerin kendi kendilerine yeter olmaları (Örneğin daha önce Çimento ithal eden birçok ülkenin bu gün ihraç edecek duruma gelmesi),eskiden  ham madde ihracatçısı olan ülkelerin şimdi ihracat yapmadığı ve kendi üretimini kendi kullandığı gibi dışarıdan bir miktar ithalat yapması (Örneğin Hindistan’ın demir cevheri ihracatındaki önemli düşme ve net demir cevheri ithalatçısı olması)hammadde olarak büyük ölçeklerde yapılan satışların ,şimdi işlenerek ve katma değer katılarak birim değerlerinin artırılması, ancak ticarete konu olan miktarların düşmesi  (Örneğin demir cevheri yerine işlenerek sinter, pik demir reduced ıron billet, yada ıron billet olarak satılması, Endonezya’nın içinde %5 nikel %30  demir olan cevheri bu şekilde satmak yerine içinden %5 nikeli ayrıştırıp nikel olarak satması gibi)

Aslında yukarıda sözü edilen oluşum 2005 den itibaren ortaya çıkmaya başlamıştır. Kişilerin refahları ve gelirleri arasındaki uçurum ve yüksek borçlar hem gelişmiş hem de gelişme yolundaki ülkelerde görülmeye başlamıştır. Bunun nedeni ise  yukarıda izah edildiği veçhile aşırı finansman hacmi , çeşitli finansal enstrümanların ve ürünlerin ortaya çıkmasıdır.

Fakat o tarihlerde çok belirgin olmayan bu durum 2012 yılından itibaren kendini göstermeye başlamıştır. 2012  hem gerçek deniz ticareti piyasası krizinin hem de Küresel GSYIH ve Ticaret arasındaki ilişkinin bozulduğu yıl olmuştur.

         Demokrasi de giderek zayıflamaktadır. Ülkelerdeki demokrasinin zayıflaması ve daha otokratik uygulamaların ortaya çıkması neoliberalizmin kurumlarını oluşturamaması nedeni ile gelinen nokta olarak ta izah edilmektedir.

Örneğin bir çok ülkenin isminde demokrasi kelimesi olmakla beraber rejimleri demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Ya da çok doğru bir tanım olmamakla beraber sözde demokrasi uygulaması mevcuttur. Buna ‘’guided democracy’’ yada ‘’managed democracy ‘’demek daha doğru olacaktır. Örneğin Putin’in ve bölgemizde bazı liderlerin uygulaması bu yöndedir.(Örneğin ESAT vb gibi)

Yukarıda ‘’sözde demokrasi’’ demenin çok doğru olmayacağını belirtmemizin nedeni, sözde demokrasi de tek bir parti olup, özgür ve rekabete dayalı bir seçim sistemi mevcut değildir. Vatandaş mevcudu seçmektedir. Managed demokrasi  de ise ,aslında bir’’ elektral demokrasi’’ tipi olsa da 1999 Rusya seçimlerinde olduğu gibi Kremlin veya  hakim sınıfın yada gücü elinde bulunduranın , kendine bağlı  yandaş  medya kanallarını ,parasal güç ve imkanları ve diğer avantajları kullanarak  adil gibi görünen ama aslında olmayan bir sistem ile iktidarı çoğunlukla ele geçirmesi ve ülkeyi keyfi olarak yönetmesidir.  Daha da kötüsü uyguladığı ’’ güdümlü demokrasi ‘’ nin dozunu   gücünün artması ile giderek  daha da artırmaktadır. Buna en iyi örnek yukarıda da belirtildiği üzere PUTIN’dir.(Bkz Vlademir Tretyakov ‘’Diagnosis: Managed Democracy )

Demokrasi karşıtı hareketler , ABD de Trump’un söylemlerinde de ortaya çıkmaktadır.

Bu senaryoda yer verilen ilave hususlar sermayeye ulaşılmasının zorlaşması ve maliyetinin artması, kur savaşları ,mevsimsel ve jeopolitik riskler , bölgesel askeri çatışmalar ve vekalet savaşları ,iklim değişikliklerinin negatif etkisi göç dalgalarına getirilen sınırlamalar, göçmenlerin sosyal ayrıma tabi tutulması ,yoksulluk ve açlık sınırındaki insan sayısının artması, küreselleşme karşıtı hareketlerin gelişmesidir.

Küreselleşmenin Gelişerek Devamı/Tek Kutuplu Dünya 

Diğer alternatif ise küreselleşmenin 1990 dan beri olduğu şekli ile genişlemesi, yaygınlaşması ve gücünün artmasıdır.

Bunun anlamı CSRI ye göre TEK KUTUPLU DÜNYANIN DEVAM ETMESİ yani ABD ‘nin dünyanın tek finansal ve askeri gücü olarak hakimiyetini sürdürmesidir.

CSRI ye göre ABD Sermaye Piyasaları uluslararası piyasaları kurlardaki hareketlerin  DOW ve S&P etkilemesinden daha fazla etkilemektedir. USD Dünyanın en önemli rezerv parası olup, dünya üzerindeki rezervlerin %62 si USD olarak tutulmaktadır. Sonuç olarak ABD’nin askeri harcamaları kendinden sonra gelen 9 diğer ülkenin harcamasından çok daha fazladır.(Bkz The End Of Globalization CSRI)

Bu senaryoda CSRI küresel anlamda daha fazla ticaretin olmasını beklemektedir. Daha fazla’ ÇOK ULUSLULUK ‘ tahmin edilmektedir.(Buda Batı ülkeleri hakimiyeti ve kontrolü altında gerçekleştirilecektir) Bu alternatifin özellikleri; ülkeler ve firmalar arasında iş birliktelikleri, demokrasinin yaygınlaşması , internet ekonomisi ve elektronik ticaret (Çin’deki Ali baba ‘nın hızla büyümesi ve hisselerinin sermaye piyasasında halka açık hale getirilmesi hususundaki başarısı)göçmenlere kapıların açılması ve daha toleranslı davranılması.

Bu alternatifin esasları aşağıdaki gibi özetlenebilir;

Sermaye Maliyetinin düşmesi, korumacılığın azalması , küresel ekonominin ve ticaretin güçlenmesi ve yükselmesi , Amerikan dolarının hakimiyeti, uluslararası ticaretteki artış ile yükselen küresel ekonomi, yüksek bulaşma ve yayılma riskinin olduğu kriz zamanları hariç olmak üzere düşük makro ekonomik volatalite , çok uluslu şirketlerin artması ve güçlenmesi, işbirliği yapan supranational(miiletler üstü ) kurumların hakimiyeti; ABD’nin siyaseten ve ekonomik olarak dominant güç ve nazım rol oynayan ülke olması, demokrasinin yaygınlaşması, göçmenlere kapıların açılması  ,yaşam standartlarında daha fazla yakınlaşma ,gelir dağılımındaki adaletsizliğin önlenmesi ,ancak az küreselleşen bölgelerde bu bakımdan geri kalınması ,beşeri gelişmenin inkişafıdır.

Yukarıdaki İki Alternatifin Ortası/ Çok Kutuplu Dünya

Sonuç olarak beklenen ve tahmin edilen yukarıdaki iki alternatifin gerçekleşmemesidir. Çünkü iki alternatif de çok uç beklentilerdir. Bu cümleden olmak üzere ne kontrolsüz bir küreselleşmenin devamı gerçekleşecek nede küreselleşmenin sonuna gelinecektir.

CSRI ye göre dünya tek kutuplu olmaktan çıkarak çok kutuplu bir dünya olacak , bölgeselleşme  ve bölgesel ticaret öne çıkacaktır. Kısaca tam anlamlı World wıde küreselleşme yerine bölgesel   üretim hub’ları oluşacak  ve bölgesel ticaret gelişecektir. Trans Pasific  Partnership,  Transatlantic Trade and Investment Partnership , Asian Free Trade Agreement gibi bölgesel ticaret ve özellikle ticaretin serbestleşmesi anlaşmaları gelişirken küresel ticaret müzakereleri gerilemeye başlamıştır. Aslında Dünya Ticaret Örgütü içinde , ve özellikle OECD bünyesinde küresel ticaretin serbestleşmesi müzakereleri yapılsa da hem çok zaman almakta hem de alınan kararlara uyulması pek fazla efektif olmamaktadır. Deniz Taşımacılığında Ticaretin serbestleşmesi hususunda şu an hala Norveç teklifi üzerinde tartışılmaktadır.

Çin Asya Altyapı Yatırım Bankasının oluşumuna  2014 yılında  Dünya Bankasına alternatif olarak ve Dünya Bankasının gelişme yolundaki ülkelere pek fayda sağlamadığı iddiası ile öncülük etmiştir.

Böylece Dünya Bankasının hegemonyasının  kırılması amaçlanmıştır. Yine Çin yukarıda da sözü edildiği üzere Çin elektronik ticaret firmasının halka açılmasını 2014 yılında başarı ile tamamlamıştır. BABA Batı şirketlerinin bu alandaki hakimiyetine darbe vurmuştur. Bunlar bölgesel  unsurların ve örgütlerin gelişmesi olarak ileri sürülmektedir. Dünya Bankası ve IMF küreselleşmenin ürünü olurken Asya  Altyapı Yatırım Bankası Bölgeselciliğin kurumu olmaktadır.

Avrupa Merkez Bankasının  borç krizini satabilize etmek için yaptığı hamleler bu yeni oluşuma örnek olarak verilebilir. Avrupa Merkez Bankasının bu hamleleri küresel finans piyasalarını tehdit etmiş ve küresel ekonomik ve finansal gücün tek elden alınarak yayılmasına imkan sağlamıştır. Ancak bu konuda tam anlamı ile başarılı olduğu söylenemez. Çünkü küresel ekonomiye hala ABD FED politikaları yön vermektedir. Ancak büyük bir iktisadi blok olarak AB 28’in de iktisadi ve siyasi gücü inkar edilemez.(Özellikle AB lideri konumundaki Almanya’nın rolü yadsınamaz)

Bu gün için artık dünyada 3 siyasi güç ortaya çıkmıştır. Çin’in başını çektiği Doğu Asya, Almanya Kontrolündeki Avrupa ve ABD  . Ticaret Bölgeleri ise Inter Atlantic, Inter Pasific, Inter MED-CONT dur.

Küresel Göç Sınırlamaları da , Bölgesel Göçleri Artırmıştır

CSRI ticarete daha fazla sınırlamaların getirileceğini ve bir çok ülkenin daha bölgesel ve ulusal ticarete odaklanacağını ileri sürmektedir.

Ancak  dünya ülkeleri kapılarını herkese kapatmamakta ,komşularına açık tutmakta ve küresel ticaret yerine sınırdaş ve komşu ülkeler arasındaki ticareti tercih etmektedirler.

Zaten teoride de ,mantıken de durum böyledir. Ülkelerin sınırdaş ülkeler ile ticareti daha fazladır. Modern Endüstri İçi Ticarette bu şekilde gelişmektedir. Petrol, Demir Cevheri, Soya vb gibi ham maddeler ise bunun istisnası olabilmektedir.

Bu alternatifin  unsurlarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz ;

Bölgesel ticaret anlaşmalarının ve bölgesel finans merkezlerinin  gelişmesi ,yeni rezerv para birimlerinin (Anchor currencies) ortaya çıkması .Örneğin Çin’in Yuan Renminbi’yi   IMF SDR Sepeti içine dahil ettirmeyi başarması gibi) .Daha düşük ancak sürdürülebilir bir büyüme (Örneğin Çin’in Xi-Li yönetiminin şu an uygulamaya çalıştığı politika ) Bazı bölgelerde ise bunun gerçekleşmemesi(Örneğin gelişme yolundaki yada yükselişte olan ülkeler arasında ayrışma, Hindistan gibi yapısal reformları gerçekleştiren ülkelerin istikrarlı ve  iyi büyüme oranlarını yakalamaları ,Brezilya ve Arjantin’ in bu gün için bunu gerçekleştirememesi gibi.) Krizlere bölgesel tepkiler, bölgesel şampiyonların ortaya çıkması ,Avrupa’da iyileşme ,Rekabetin bölgesel olması ,Küresel İdare bakımından ve hegomonya açısından  ayrıcalıklı üyelerin olduğu yeni  kurumların ortaya çıkması , gizli çatışmalar ,yeni nüfuz alanlarının ortaya çıkması. Güdümlü demokrasinin daha da yerleşmesi , göçler ile ilgili sınırlamaların artması ,fakat buna karşın iyi eğitimli ve hünerli genç nüfus göçüne izin verilmesi, kırsaldan şehirlere göçün ülke içi göç hareketlerinde öne çıkarak ve hakim rol oynayacak olması. Bu alternatifte Yaşam standartlarındaki adaletsizlik ve sınıfsal farklılıklar daha da fazlalaşacak ve  lokal ekonomiler daha zenginleşecektir. Yükselişte olan ülkelerde gelir, harcama ve iktisadi refah artacaktır. Bu nedenledir ki zaten Çin ve Hindistan’ın büyümesinin devam edeceği kestirilmiştir. Aslında bir çok araştırma da Çin büyümesi önümüzdeki yıllar için %6-6.5 gibi gösterilirken, Hindistan’ın % 7 ve biraz üstü büyüme ile  Çin’in bıraktığı yerden bu görevi devir alacağı zikredilmektedir.  Fakat bu büyüme Çin ‘in eski yıllarda olduğu gibi 2 haneli büyüme rakamları olmayacaktır.

 5 Nisan 2016 da IMF Başkanı C. Lagarde tarafından yapılan konuşmada artık büyümenin gelişme yolundaki ülkeler yerine gelişmekte olan ülkelerden geleceğinin beklenmesine rağmen bunun da pek realize olmadığını ,gelişmiş ekonomiler içinde iyi olanların bile çok fazla büyümediğini ve iktisadi yapılarının çok kırılgan olduğunu belirterek küresel ekonomiler hakkında önümüzdeki günler için olumlu sinyaller vermemesi ilginç bir açıklama olmuştur. Yine IMF  bizim burada ileri sürdüğümüz Küresel Ticaret ve Dünya GSYIH arasındaki kötüleşmenin önümüzdeki yıllarda   iyileşmeye başlayacağı hususundaki görüşü de bazı ekonomistlerce kabul edilmemektedir. Ancak IMF  beklentileri ile CSRI tahminleri çoklukla örtüşmektedir.

Dikkat edilirse CSRI’nin  yukarıda sözü edilen ORTA YOL alternatifi adeta bu günü tanımlamaktadır.  Gelecek ile ilgili beklenti olarak ise küreselleşme yerine reginolazim yani bölgeselciliği ileri sürmektedir. Bu gün için zayıflasa bile gelecekte küresel ekonomimin büyümesinde Emerging yani yükselişte olan ülkelerin önemli rol oynayacağını belirtmektedir.  Çok kutuplu bir dünyadan söz etmekte ve burada Doğu Asya’yı da dikkate almaktadır.  Bu mana da IMF in beklentileri ve söylemleri de buna yakın hususlar olmaktadır.  KISACA KÜRESELLEŞME BİÇİM DEĞİŞTİREREK DEVAM ETMEKTEDİR, GELİŞME YOLUNDAKİ ÜLKELERİN ROLÜ ŞİMDİLİK GERİ KALMIŞ OLSA DA ,BU BÖLGESEL EKONOMİ ANLAMINDA ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA YENİDEN ORTAYA ÇIKACAKTIR. FAKAT TÜM BU OLUŞUMLAR İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DÖNEMİN SORUNLARINA VE KÜRESELLEŞMENİN ZAYIFLAMASINA YOL AÇAN HUSUSLARI ZAYIFLATMAYACAK HATTA DAHA DA AĞIRLAŞTIRACAK VE FARKLI YENİ OLUŞUMLARA ZEMİN HAZIRLAYACAKTIR.

Kabileleşme ya da Mikro Milliyetçilik ve Küreselleşmenin Sonu

Küreselleşmedeki zayıflamayı ,buna hem sosyolojik hem de politik olarak  gösterilen tepkilerdeki artışa bağlayan müelliflerde bulunmaktadır. 

Hatta bunlar küreselleşmeden geri dönüş dönemi olarak kabul edilen ,yada küreselleşmenin zayıfladığı dönem olarak 1914-1929 dönemini ele alarak bu dönem ‘’Great Reversal’’  yani küreselleşmeden dönüş olarak adlandırılmıştır. Küreselleşmenin ilk dönemi Birinci Dünya savaşı ile sona ermiş ve kurumları ve yaratıları harap olmuş ancak 1 Dünya Savaşı sonrası durum bozularak ve artarak devam etmiş ve sonucunda büyük iktisadi buhranı, o da İkinci Dünya Savaşını getirmiştir. Bu dönemde küresel ticaret dünya GSYIH’nın %22 sinden %16 sına düşmüştür.  Sermaye hareketleri ve akışları %20 den %8 e inmiştir. Fakat tüm bunlar küreselleşmedeki zayıflama ile başlamış ancak henüz tam olarak felaket gelmemiştir. Asıl felaket Amerika da 1929 İktisadi Buhranı ile gelmiştir. ABD de işsizlik oranı %25 lere çıkmıştır. Ortalama bir kişinin geliri  1933 de %30 düşmüştür. 1939 a kadar  ücretler 1929 daki gelirin biraz üstüne çıkmıştır. Bu İktisadi buhran ise İkinci Dünya Savaşına sebep olmuş ve gerek Almanya gerekse İtalya da NASYONEL SOSYALİZİM başka bir deyişle Faşizmin ortaya çıkışına sebep olarak 50 Milyon insanın ölümüne yol açmıştır.(Bkz The Next Great Globalization Frederic.S. Mishkin)

Bu nedenle yukarıda da açıklandığı üzere bazı müellifler ilk küreselleşmenin tam anlamı ile  1929 iktisadi buhranı ile sona erdiğini vurgulayarak ve  bundan ders alınıp alınmadığını sorgulamaktadır.(Bkz The end of Globalization; Lessons from the Great Depression Trabalization or the end of Globalization Horold James)

İktisadi çöküşlerin 2 temel nedeni bulunmaktadır. Küresel sermaye hareketlerinin hem hacım olarak hem de volatalitesinin artmasının sürdürülemeyen büyümelere ve takiben çöküntülere yol açması .

Diğeri ise küreselleşmenin sosyal ve politik tepkileri provoke ettiği hususundaki endişe ve korkuların yaygınlaşmasıdır.

Dikkat edilirse bu iki hususta günümüzde mevcuttur.   Küreselleşme Karşıtları küreselleşen bir dünyanın baskısı ve sonuçları ile kişiler ve kurumların mahvolduğunu ileri sürmektedirler. Ekonomik entegrasyonu sağlayan kurumlar sadece krizler ile sıkıntıya uğramamakta ve uzun süre devam eden politik kızgınlıklara da sahne olmaktadır.

Harold James’e göre küreselleşme karşıtlığı  günümüzde yaygınlaşmakta ve sonuç olarak saygın entelektüel antıglobalist politikalar ve başarılı milliyetçi modeller özlenmektedir. Arap Baharı kalkışmasının hemen takibinde NEWYORK da Wall Street ayaklanmasının ardında da bu bulunmaktaydı.(Bkz ABD de Çanlar Kimin İçin Çalıyor Harun Şişmanyazıcı)

Günümüzde de yukarıda söylenildiği üzere küreselleşme karşıtlığı artmakta ve küreselleşme zayıflamaktadır. Küreselleşme İndeksi ilk defa düşmeye başlamıştır.  1929 Buhranından sonra küresel iktisadi kriz 1973 de Petrol Krizi ile kendini şöyle bir göstermiş ancak 2008 de ortaya çıkan finansal kriz ile gerçekten küresel ekonomiyi sallamıştır.

Bu ekonomik krizde her tarafı etkilemiştir. Aslında Ekonomik ve sosyal kriz ya da çöküntü 2007 de başlamıştır.

Dünyanın içine düştüğü durum aslında ekonomik olduğu kadar psikolojik ve sosyolojiktir. Artık kapitalizmin ve neoliberalizmin  dünyada yarattığı sıkıntılar  ,kapitalizmin Ortodoks ahlakına uygun bir zeminde hareket etmemesi, neoliberal politikaların kurumlarını oluşturamaması ve küreselleşmenin yarattığı dengesizlikler ve sınıflar arasındaki refah seviyesi farklılıkları bir taraftan küreselleşme yerine bölgeselleşmeyi körüklerken diğer taraftan da yarattığı kimlik krizi ile TRABALİZATİON yani kabileleşme ve mikro milliyetçiliği ortaya çıkarmıştır.

Geçtiğimiz 20 yıldaki daha fazla demokrasi daha fazla ekonomik serbestleşme ,daha fazla insan hakları ,daha fazla uluslararası işbirliği hususu geçerli ve hakim olurken artık bunlara karşı riskler ve oluşumlar ortaya çıkmaya başlamıştır.  Liberalizme karşı oluşumlar ,daha ulusçu ve korumacı politikalar ,otokratik milliyetçilik, aşırı ve radikal dincilik artan ve tahrip edici bir şekilde geri gelmeye başlamıştır. Avrupa’da İspanya ve Yunanistan da olduğu gibi sol hareketlerde tırmanmaya başlamıştır. 

Aşırı dinci hareketler giderek yükselmektedir.  Bu gibi eğilimler Afrika’nın bir kısmında   Arap Yarım Adasında, Orta Doğu’da Hindistan’da ve Myanmar da ağırlık kazanmaktadır.

ABD ve Avrupa bu gelişmeleri durdurmak için oldukça yorgun durumdadırlar. Bu hem siyasi hem de ekonomik açıdan böyledir. ABD Başkanı OBAMA kendi politikası olarak öncelikli olarak ABD’yi ekonomik krizden çıkarmaya odaklanmış olup ,dış tehditlere hele hele kendisinden çok uzaktaki dış tehditlere kendisini çok ciddi şekilde rahatsız etmedikçe müdahil olmak istememektedir. Çünkü bu tip politikalar geçmişten de görüldüğü üzere ABD ye büyük mali külfetler yüklemektedir.

Daha da ötesinde bu iki  güçlü blok yani  ABD ve AB  ne istediklerini bilseler bile ,bu sorunun nasıl çözüleceği hususunda tam bir fikir birliğine sahip değillerdir. Bu iki grup mevcut durumun yarattığı tehlikeyi görmekte fakat bunun nasıl önüne geçileceğini de tam olarak bilmemektedirler. Eski yöntem ve politikalar ile bu sorunlara artık çözüm getirilememektedir.

Her iki taraf kendi güçlerinin farkında olmakla beraber bu sorunu halletmek için bunun yeterli olmadığının da bilincindedirler. Yeni rollerinin ne olması gerektiği hususunda ise bir fikirleri henüz yoktur. (The end of  Globalization ; Lessons From The Great Depression Tribalisation or the end of globalization Horold James)

Bizim daha önceki yazılarımızda ortaya koyduğumuz muhtemel riskler ortaya çıkmaya başlamış ve ABD Libya ‘da bu noktaya gelineceğini tahmin edemediklerini ve süreci iyi kontrol edemediklerini ikrar etmişlerdir. ABD bir çok yer de aynı hataları yapmaktadır.

Dünya bir kimlik krizi içine girmiştir. İdentity (kimlik)krizi psikolojik olup bireyler kendilerini stres altında hissedip, kayba uğradıkları ,adaletsizliğe uğradıkları duygusuna  kapılıp kendilerini ezilmiş, itilmiş ötelenmiş olarak hissetmektedirler.

Bu hissiyatın nedeni ekonomik olabileceği gibi psikolojik, ve sosyolojik de olabilmektedir.  Sevgilisi tarafından terk edilenden, mevcut düzenin işleyişine tepki gösterene yada belediye tarafından tezgahına el konularak satış yapmasına müsaade edilmeyen ,yada hırpalanandan   gece kondusu yıkılana kadar bu yelpazeyi genişletebiliriz. Ancak bu insanların hepsi  kendi konumu ile bir başkasının konumunu mukayese edip durumunu değerlendirmekte ve kendini zayıf hissederek buna tepki koymaktadır. Tunus ta belediye tarafından hırpalanan biri kendini yakarak isyanını dile getirip, Arap Baharını başlatmakta ve bardağı taşıran son damla olarak bir sosyolojik enerji birikiminin boşalmasına neden olabilmektedir.

Horold bunu aşağıdaki şekilde ifade etmektedir.

‘’Kimlik bunalımı çoğu kez büyük hayal kırıklıkları, ilişkilerin zedelenmesi , insanların itilmesi , ayrımcılığa tabi tutulması , sevdiğinin olmaması, yada sevdiğinin terk etmesi, eski statüsünün kaybolması ile ortaya çıkmaktadır. Buda güven yitimi ve kendine güvenin eksilmesi ile tezahür etmektedir. Bu psikolojik travma insanları daha radikal ve dinci gruplara doğru itmektedir.

Ya da kapalı toplumlar içinde yer almaktadırlar. İnsanlar dini yada etnik bir gruba , cemaate ait olmak istemektedirler. Bu TRIBE başka deyişle KABİLE davranışı ya da ‘’KABİLELEŞMEDİR.

İnsanlar zayıf kimlikten ziyade negatif agresif bir karşı koyma, düzene baş kaldırma kimliğini tercih etmektedirler. Bu düşmanlar yaratıp onlar ile savaşma ve eski kabile alışkanlıklarına geri dönme şeklinde ortaya çıkmaktadır. 1930 da Birinci Dünya Savaşının travmatik sonuçlarından ve 1929 Wall Street buhranından sonra Avrupalılar büyük kayba uğraşmış olup 1930 Buhranı böylece bir kimlik sonunu ortaya çıkarmıştır’’

Dikkat edilirse Horold içinde bulunduğumuz durumu tanımlamaktadır. Bilindiği üzere  Birinci Dünya Savaşında yenilen onuru kırılan Almanya’da bir taraftan Berlin’de Yahudi gençlerin ağırlıklı olarak başlattı sosyalist hareketler ortaya çıkarken , hem bu sosyalist hareketlere bir tepki hem de onuru kırılan ve fakirleşen alt kesimlere iktisadi refah dağıtmak üzere Nasyonel Sosyalizm hortlamıştır. Bu hareket diğer hususlar meyanında bir ezilme ,yenilmeye tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Ancak Horold ‘un kabile tanımlaması her toplumda her zaman geçerli olmamaktadır. Libya’da ki kabile düzeninde kabile içinde alınan her karara uyum ve aynı zamanda kabileler arasındaki ortak hareket kültürü yaygın değildir. Bu ancak ülkeye bir  dış tehdit  olduğu yada ortak düşman ortaya çıktığında gerçekleşmektedir.

CSRI nin küreselleşme yerine bölgeselciliğin hakim olacağına katılmak ve bu fikre iştirak etmekle beraber bunun yeni bir oluşum gibi ortaya çıkmasına katılmakta pek mümkün olmamaktadır. Çünkü literatürde bölgeselcilik küreselleşmeye geçişte bir istasyon yada ara oluşum olarak belirtilmekte ve buna örnek olarak 1970 sonrası dönemi örnek gösterilmektedir.(Bkz Bölgesel Ekonomik Entegrasyonlar, Küreselleşme ve Dünya Ticareti)

Bölgeselleşme Hareketleri

Dünya ekonomisinde 1970’lerin başından itibaren istikrarlı büyüme sürecinden uzaklaşılması , düşük büyüme hızı , işsizlik ,istikrarsız fiyatlar ,koruma politikalarına olan rağbetin artmasına sebep olmuştur. Bunun sonucunda bazı alanlarda küreselleşme devam ederken bazı alanlarda  da yeni bir akım olan bölgesel entegrasyon hareketleri (Bölgeselleşme )hız kazanmaya başlamıştır. Çok taraflı üretim ,ticari ve mali ilişkilerin gelişmesi küreselleşmeye hız kazandırdığı gibi , benzer özelliklere sahip ,aynı coğrafi bölge içerisinde olan ülkeleri, güçlerini birleştirici yoğun bölgesel ilişkiler içerisine de itmektedir.  Aslında bölgesel entegrasyon hareketlerinin ,gelecekte meydana gelecek bir küreselleşmeye ,geniş çaplı bir serbest ticari ve mali bütünleşme ortamına geçişin bir aşamasını oluşturacağı beklenmekle birlikte ,yada kısmen bunda muvaffak olunmakla beraber şimdi küreselleşmenin yarattığı sonuçlar nedeni ile yeniden bölgeselciliğin ivme kazanması ve hakim rol oynaması gerçekleşmektedir. Daha doğru tanım ile böyle olacağı ,gidişatın bu yönde geliştiği ileri sürülmektedir.

 Özetle bölgeselcilik yeni bir kavram olmayıp ,şartlar onu küreselleşmeye göre daha öne çıkarmaya başlamıştır.

Bölgeselcilik ve Deniz Taşımacılığı

Tüm bunlar bizi neden ilgilendirmektedir ? Sektördeki şirketlerimizin ne Ekonomi Tarihi nede sosyolojik dönüşümler ile ilgilendiğini   sanmıyorum ,tüccar olarak şirketler  karını maksimize yada zararını minimize etme peşinde olup, buda son derece rasyonel bir davranış olmaktadır. Ancak 2009 da şöyle bir tokat atıp uyaran ancak 2012 den itibaren Box Ring’inde devre aralarındaki dinlenmeler hariç (2010 yılı ve 2013 son çeyreği)sürekli ağır yumruk darbeleri ile dövülen ve  son olarak 2016 başında ağır bir aparkat  ile  nakavt edilen deniz ticaret sektörü ,özellikle dökme kuru yük piyasası ve Koster Tonajının  bu oluşumlardan nasıl etkileneceğini değerlendirmemiz gerekmektedir.

Bu hususlar aşağıda özetle açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak unutulmamaktadır ki yapılan her değerlendirme bu günün şartlarına göre yapılmaktadır. Tahlili etkileyecek olan diğer bir çok şartın ise sabit kalacağı varsayılmaktadır. Ancak bilindiği üzere hiçbir şey günümüzde sabit kalmamakta ve sürekli şartların değiştiği bir ortamda  ise sağlıklı bir kestirme yapılması da güçleşmektedir.

1-Küreselleşme yerine bölgeselciliğin ortaya çıkması mesafeleri kısaltacağı için zaten talebe göre çok fazla olan tonaj arzını daha da artıracaktır. 

2-Söz konusu bu bölgeselcilik  tonajı düşük  gemilere olan talepte    bazı yük cinsleri bakımından arış yaratacaktır.

Bu ilk 2 madde ile çelişkili gibi görülmekle birlikte ,aslında onları besleyen diğer bir gelişme ise  Vale Brazil’in  daha önceki uygulamasında başarılı olmadığı VALEMAX gemilerini bu sefer  Çin ile  ortak bir proje tahtında yeniden Çin de imal edilmek üzere sipariş vererek VIRTUAL MINING politikasını uygulamaya koyacak olmasıdır. Brezilya’dan demir cevheri  bu 400.000 dwt lik  gemiler ile Çin’e ve Uzak Doğudaki hub’lara taşınacak ve  buradan bölgesel ticaret olarak küçük gemiler ile satışı gerçekleştirilecektir. Bu gelişme Avusturalya’nın bölgesel ihracatını ters yönde etkileyecek gibi gözükmektedir.

3-Ulusçu politikalar , ticarete konulan engeller ve kotalar aşırı tonaj arzı karşısında talebi sınırlayıcı unsurlar olacaktır. Uluslararası mal ticaretinin gelişmesini, büyük bir talep patlamasını kısa ve orta vadede beklemek çok sağlıklı olmayacaktır.

4-Kabilecilik ya da mikro milliyetçiliğin yarattığı jeopolitik riskler ve buna bağı olarak geleceğe dönük siyasi ve ekonomik Outlook un pozitif olmaması gelişmiş ekonomilerin nispi olarak iyileşme yolunda olmalarına rağmen kırılganlıklarının devam etmesine  hane halkının tasarruf oranlarının artmasına sebep olacak ve zaten mevcut olan bu durum artan şekilde devam edecektir. Sadece bölgesel talep artacak buda emtia üretmeyen ülkelerde görülecektir.

5-Yaşlılıarın tükettikleri mallar ile gençlerin tükettikleri mallar çok farklı olduğundan bunların ulaşım modları da farklılık arz ettiğinden ulaşım modları arasındaki rekabet kızışacak ve bölgesel ticaretin artışı petrol fiyatlarındaki düşme ile birlikte karasal bütünlük arz eden ülkeler arasında demiryolu taşımacılığı ve demiryolu/karayolu –deniz yolu kombinasyonlarını artıracaktır.

6-Bölgesel konteynerizasyon gelişecektir. Türkiye’nin dış ticaretinin konteynerize olması artacak ve Türk limanlarının konteyner eleçleme kapasitesi Türkiye’nin GSYIH artışına bağlı olarak konteynerizasyonun küresel artış oranından daha fazla artarak 2025 de 23 milyon TEU ya  2030 da ise 32 Milyon Teu ya ulaşacaktır.(Bkz  Türk Denizcilik Politikası ve  Alt Yapı İhtiyaçları Ekrem Karademir Kalkınma Bakanlığı )

7- Bölgemizdeki ticaret özellikle koster tonajı ve HANDY/HANDYMAX lar için artacaktır.

8-Synchro Modal taşıma artacak ve hayatımızda daha fazla yer alacaktır.

9-Yaşlanan Avrupa ve Batı ülkeleri limanlarında tam  otomasyon artacak ve böylece beşeri sermaye açığı kapatılmaya çalışılacaktır.

10- Limanlarda ve ticarette daha doğrusu Lojistik işlemlerde elektronik belge kullanımı ve tek pencere sistemlerinin kullanımı artarak kırtasiyecilik ve bürokrasi özellikle bölgesel işlemler bakımından  azalacak ,bu ise liman verimliliğinin artması ile fazla olan gemi tonajını daha da artıracaktır.

Fal konvansiyonunda yürürlüğe girmesi buna katkı sağlayacaktır.

11- Lojistikte tümleşik hizmetler ve bölgesel ticari birliktelik ve ortaklıklar gelişecektir.

12- Önümüzdeki günlerde her alanda özellikle liman inşa ve işletmeciliğinde PPP uygulamaları artacaktır.

13- Bölgesel göç hareketleri devam edecektir. Göç hareketlerinin büyümeye %0.5 katkı sağladığı bilinen gerçektir. (Böyle bir teorik oran olmasa da ABD de fiili olarak görülen durumdur. Son AB ye yapılan göç dalgası da AB ekonomisindeki iyileşmeye harcamalardaki artış bakımından katkı sağlamıştır.

Ayrıca iyi eğitimli yetişmiş genç hünerli kişilerden ya da zenginlerden oluşan göç dalgaları bir ülke için masrafsız beşeri sermayeye sahip olma anlamını taşıyacaktır.

Bu vasıflara uygun olmayanlar ise ciddi sosyolojik sıkıntılar yaratacak makro anlamda büyük maliyetlere neden olacak, ancak ucuz iş gücü olarak mikro ölçekte firmalara maliyet avantajı sağlayacaktır.

Tüm bu hususlar içinde bulunduğumuz coğrafya da Türkiye için önemli fırsatların mevcudiyetine işaret etmektedir.

Bu fırsatlar için alt yapı içinde bulunduğumuz krizli dönemlerde oluşturulacaktır. Çünkü her kriz kendi fırsatları ile birlikte ortaya çıkmaktadır. En büyük zenginler savaş zamanında ortaya çıkmaktadır.

Gelecek yıllar bunun için pahalı ve geç olabilir.

Liberalizm özel sektörün gücünün  ve iştiyakının olduğu noktalarda devletin iktisadi hayatta yer almaması sadece nazım rol oynaması ve gerekli alt yapıyı sağlamasıdır. Ancak özel sektörün yatırım için gücünün olmadığı  stratejik ve kamu menfaatinin olduğu alanlarda ise devlet bu açığı kapatarak yatırımı gerçekleştirecek fakat işletmesini bu konuda uzman özel sektöre bırakacaktır.  Dolayısı ile günümüz toptancı siyah beyaz yaklaşımların olduğu politikalara müsaade etmemektedir. Tek doğru yoktur ve doğru sürekli değişmektedir. Güne ve zamana uygun politika ne ise o uygulanacak ve bu asla kalıcı olmayacaktır.

Çünkü yarının şartlarına göre uygun olan  belki bu günkünün tam tersi başka bir politika olacaktır. Senkro Modal taşımacılıkta aynen budur. Ulaşım modları içinde  bulunulan duruma göre en uygun ulaşım modu ne ise onun kullanılmasıdır.

Tek doğru yoktur ve doğru sürekli değişmektedir. Siyah ve beyaz yanında gri alanların olduğunu da teşhis etmek gerekmektedir. Akıllı olursak bu krizi şansa döndürebiliriz. Şu an 1 gemi fiyatına 3 gemi almak mümkündür. Bu ahlakidir, ya da değildir, ancak ekonominin ortaya koyduğu bir durumdur. Kriz 2 yıl daha devam etse ve iki yılın zararı eklense bile bu gemilerin kapital maliyeti son derece uygun olmaktadır. Ancak Türkiye de denizcilik alanında iştigal eden firmalar içinden geçilen krizli dönemde tüm varlıklarını ve sermayelerini kaybetmişlerdir. Dolayısı ile güçleri kalmamıştır. Bu durumda bu yatırımı ya sektör dışındaki durumu müsait yatırımcılar,  ya da devlet yapacaktır. Sektör dışı yatırımcılar  ise kar maksimizasyonunu hedeflediklerinden, zamanı geldiğinde bu gemileri satıp başka bir alana yöneleceklerdir. Kısaca kalıcı olmayacaklardır. O halde yapılması gereken mülkü devlette ait ancak işletmesi satın alma opsiyonu ile birlikte grup haline gelmiş geleneksel armatörlerde olan ve sermayesi halka açık bir kamu özel sektör ortak işletim modeli ile Türkiye’nin ihtiyacı olan filoyu 5 yaş altı mevcut gemilerden satın alarak ya da Türk tersanelerini de ihya etmek üzere Türkiye’de yeni gemi inşa ettirerek sağlamak ve bunu kullanarak Türk deniz ticaret sektörünün yapısal değişimini gerçekleştirmek sanırım irrasyonel bir politika olmayacaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim